• Doğu Türkistan Davasındaki Fırsat ve Olasılıklar hakkında Hollanda'da Yuvarlak Masa Toplantısı gerçekleşti.
You Are Here: Home » Genel » Uygurlar ve Hukuk Sistemleri

Uygurlar ve Hukuk Sistemleri

Yard. Doç. Dr. ESRA YAKUT

Anadolu Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Hukuk Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Eski Hun devletine bağlı Türk boylarından olan Uygurlar, Göktürk devleti kurulduktan sonra da onun tebası olmuşlardır. Zaman içerisinde güçleri hızla artmış, iç mücadelelerden de yararlanarak 9 Oğuz kabilesinden başka Karluk ve Başrnil kavimlerini de içine alan kuvvetli bir Uygur Konfederasyonu meydana getirmişlerdir87.
Uygur tarihi, oynadığı siyası ve askeri rol bakımından Göktürk İmparatorluğu ile mukayese edilemezse de uygarlık tarihi bakımından bütün Türk kavimleri tarihi içinde ayrıcalıklı bir yere sahiptir88
Uygur hukukunun incelenmesi sırasında, bize yol gösterecek eserlerin başında Çin kaynakları gelir. Ayrıca “Kutadgu Bilig” adlı yapıt ile Doğu Türkistan’da ele geçirilmiş olan hukuksal belgeler de Uygur hukukunun incelenmesi bakımından büyük bir değer taşımaktadır.
Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlardan kalma manzum bir eser olan Kutadgu Bilig, Orhun Yazıtları ve Turfan metinleri ortaya çıkıncaya kadar, Türk dilinde yazılmış belgelerin en eskisi ve en önemlisi sayılmıştır. “Siyasetname” veya “saadet verici bilgi” anlamlarında tercüme edilen bu eser, Balasagun’lı Yusuf isminde bir şair tarafından, Kaşgar’da ilk Türk İslam devletini kuran Satuk Bugra Karahan adına, 1069 yılında yazıımıştır. Esere sonradan ilave edilmiş olan mukaddimelerde de belirtildiği gibi bu kitap hakimlerin sözleri ile dolu ve herkes içinfaydalı bir kitap olmakla beraber, özellikle hükümdara memleket idaresi konusunda gerekli olan bilgileri içermektedir. İçinde bir devletin ayakta durması veya yıkılması şartları belirtilerek, hükümdarın halka ve halkın hükümdara karşı hakları, halkın itaatli olması için hükümdarın tebasına karşı nasıl davranacağı, askerin düzenlenmesi ve savaş yapma şekilleri gösterilmiştir. Tüm bunlara rağmen eserde, kelime ve kafiye oyunlarına başvurularak, felsefi ve ahlaki düşüncelerle, ideal bir devlet hayatından söz edilmesi, onun edebiyat tarihçilerinin gözünde sahip olduğu yüksek değer yanında hukuk tarihiçileri açısından fazla tatminkar bulunmamasına neden olmuştur89
Göktürk devletinin yıkılışından sonra kurulmuş olanl Uygur devletinin de parçalanması üzerine bir kısım Uygurlar, Doğu Türkistan’a yerleşerek orada Çin’in etkisi altında kendilerine özgü bir hukuk-sistemi geliştirmişlerdir. XlX. Yüzyılın sonlarında ve XX. yüzyılda çeşitli uluslara mensup araştırmacılar tarafından Turfan bölgesinde gidilip yapılan araştırmalar sonucunda bulunan dini, felsefi ve edebi belgeler yanında birçok da hukuki belgeler ele geçirilmiştir. Hukuki belgeler çoğunlukla borç. alıpverme, alım-satım, kiralama, rehin, vakıf belgeleri niteliğindedir. Bu belgeler arasında çok az vasiyetname şeklinde düzenlenmiş olanlar da mevcuttur90

A·KAMU HUKUKU.
Uygur hükümdarları, egemenlik güçlerinin tanrısal bir kaynağa bağlanmış olması nedeni ile, kendilerinden “Gök ve Ay Tanrıdan kut bulmuş” diye söz etmişlerdir. Hükümdarlar, kendi asıl adlarından başka bir de saltanat ve hükümet adları da kullanmışlardır. Bundan dolayı Uygurkağanlarının çoğunun asıl adları öğrenilmemiştir91
743 yılında Göktürk devletini yıkan Basmil, Uygur ve Karluk gibi Türk boyları, Basmil Türklerinin başkanlığında yeni bir kağanlık kurmuşlardır. Basmil Kağanı, ortada, Beş- Balığ bölgesinde oturmuş; doğuda, Orhun nehri kıyılarında oturan Uygurların başkanı da “sol- yabgu”ünvanını almıştır. Batıda, Altay dağlarının güney doğusunda yaşayan Karluklar ise “sağ-yabgu”luğu meydana getirmişlerdir. Her iki yabgu da Basmil kağanına bağlı durumdaydılar. Bu devlette, sağ ile sol kollar eşit ve aynı haklara sahiptir92. Bu nedenle bütün işler hükümet merkezi olan Karabalasagun’da görüşülmüştür. Kağanlar divanları burada toplamışlar, imparatorluğun siyasi kararları burada alınmıştır93
Uygurlarda “Tutuk” adı ile anılan boy reisIeri mevcuttur. Bu kişiler her türlü siyasi görevlerinin yanında devlet hazinesi için vergi toplamakla da görevlidirIer. Boy reisIeri çoğunlukla kağanın yakın akrabaları arasından atanmış olmakla birlikte, bu makarnın babadan oğula geçipgeçmediği hakkında açıklayıcı bilgilere rastlanmamıştır94
Uygur devletinde kağanlığın babadan oğula geçtiği konusunda yeterli delil bulunmamaktadır. Bununla birlikte Hükümdar Tun Bağa’nın 789 yılında ölümüyle tahta geçen oğlunun bir yıl sonra küçük kardeşi tarafından öldürülmesi üzerine, ülkede öldürülen kağanın oğlu lehine bir isyan çıkartılmış ve henüz çocuk denecek yaştaki oğlu tahta geçirilmiştir. Bu olay bize saltanatın babadan oğula geçme adetinin çok güçlü olduğunu göstermektedir. 795 yılından sonra, İkinci Uygur Devleti döneminde, bu kural bozulmuş, amca çocukları, küçük kardeşler veyeğenler de tahtta söz sahibi olmaya başlamışlardır95 Sonradan Doğu Türkistan’a yerleşmiş olan Uygurların kamu hukukiarı hakkında Kutadgu Bilig bize bilgi vermektedir. Kutadgu Bilig’den X. yüzyıl Uygurlarında devlet örgütünün başında çeşitli ünvanlarla anılan büyükmemurların bulundukları anlaşılmaktadır. Bu memurlar: 1) Uluğ Hacib (Büyük Vezir), 2) Sübaşçı (Başkomutan), 3) Kapık Başlar Er (Saray Bakanı), 4) Bitikçi (Kağanın Baş Yazmanı, Dışişleri ve Adalet Bakanı), 5) Ağıcı (Hazinedar), 6) Yalvaçlar (Elçiler)’dır.’Bir de “Tapukçu” adıverilen ikinci sınıf memurların varlığı dikkat çekmektedir. Kutadgu Bilig’de tüm memurların görevlerinin ne olduğu ayrıntıları ile belirtilmemiş olmakla beraber, bu memuriyetlere getirilen kimselerin nasıl olmaları gerektiği konusunda geniş bilgiler verilmiştir96
Yusuf Has Hacib’in yaşadığı XI. yüzyılda Uygurlar başlıca iki-ana sosyal sınıfa ayrılmıştır. Bunlar aydınlar ve asıl halk sınıfıdır. Aydınlar sınıfı kendi aralarında beş grupta incelenebilir : 1) Aleviler (Hazret-i Muhammed’in soyundan gelenler), 2) Bilginler (din bilginleri de dahil olmak üzere bilginlerin tamamı), 3) Otacılar (tıp bilginleri ve eczacılar),4) Yıldızcılar (Münnecimler, astrologlar), 5) Şairler (manzum sözler söyleyenler). Asıl halk ise geçimlerini sağladıkları alanlara göre altı sınıfa ayrılmıştır: I)Tarıgçılar (tarımla uğraşanlar), 2) Satıgçılar (tüccarlar), 3)İğdişçiler (Çobanlar), 4) Uzlar (küçük sanatlar ile uğraşanlar), 5) Karabudun (belli bir işi olmayan şehir halkı), 6) Çigaylar (yoksul kimseler). Uygurhalkı arasında görülen bu sınıflandırmalar hukuki açıdan bir bölünmüşlük göstergesi değildir. Çünkü devlet içinde, bazı ayrıcalıklarıolan beyler ve çeşitli haklardan tamamiyle kısıtlanmış kullar bir yana bırakılırsa, halkın hukuk bakımından birbirine eşit olduğu anlaşılmaktadır97
Kutadgu Bilig’ de beyliğin temelinin doğruluk ve adalet olduğundan söz edilerek, hakimiyetin esasının da adalet olduğu üzerinde durulmuştur. Uygurca belgeler arasında, Kutadgu Bilig’in bu teorik bilgilerini doğrulayacak nitelikte şahitlik, dilekçe ve mahkeme ilamları gibi yazılıbelgelerin bulunuşu, Uygurlarda yargı teşkilatının ulaştığı düzeyin ifadesi açısından büyük önem taşır98

B-ÖZEL HUKUK
Uygurlardan gunumuze kadar gelen ve özel hukukları hakkında çeşitli ipuçları içeren hukuk belgeleri incelendiğinde, her şeyden önce bu belgelerin birbirine olan benzerlikleri dikkat çekmiştir. Hukuksal işlemlerde bağıtın konusunun niteliğinden doğan bazı küçük ayrılıklara bakılmazsa, daima belli örneklere, formüllere göre hareket edildiği anlaşılmıştır. Belgeler her zaman hukuksal işlemin yapılmış olduğu tarihle başlamıştır. Daha sonra iki yanlı hukuksal işlemlerde önce icabı yapanın adı yazılmış, bunu çoğunlukla işlemin nedeni izlemiştir. Bundan sonra kabulde bulunanın adı yazılarak, bunu iki yanın kendilerine düşen borçları yerine getirdiklerini bildiren sözler, varsa koşullar ve tanıkların adları izlemiştir99
Uygur hukuk belgelerinden, onların hem gerçek hem de hükrni şahısları bildikleri görülmüştür. Gerçek şahıslar arasında bir sınıflama söz konusudur. Bu sınıflamada birinci sırayı alan beyler, kendi içlerinde iki ayrı imtiyazlı zümreye ayrılmışlardır. Bunlardan birincisi olan tarhanlar, hayat kaydıyla kendilerine, vergi muafiyeti verilen kimselerdir. Ayrıca istedikleri zaman, izin almaksızın kağanın huzuruna çıkabilme, ağır suçlar dışında işledikleri suçların dokuz kez af edilebilmesi, genel tören ve ziyafetlerde yüksek mevkilerde yer almaları gibi ayrıcalıkları davardır. İkinci zümre ruhanilerdir. Bunlar da hayat kaydıyla vergiden muaf sayılan dini görevlilerdir. Gerçek şahısların ikinci sınıfı ehliyet hakkını tam olarak kullanan hürlerdir, Üçüncü sınıf ise, ehliyeti kısıtlı bulunan kölelerdir 100.
Uygur belgelerinden, Uygurların köleliği kabul ettikleri sonucu ortaya çıkmaktadır. Çünkü para ve pamuklu bez ihtiyacından dolayı köleler, zaman zaman satım akdine konu olmuşlar ve bir çeşit mal gibi kabul edilmişlerdir. Köle satış belgelerinde kölelerin cinsiyeti açık bir şekildebelirtilmiştir. “Kul” kelimesi “erkek köleler” için, “küng” kelimesi ise “kadın köleler”i belirtmek için kullanılmıştır. Köleyi satan kimselerin ailenin tek sorumlusu olduğu anlaşılmaktadır. Ailenin ortak malı olarak kullanılan kölelerin satışları sırasında aile reisinin sorumluluğu sınırsızdır101
Uygurların hükmi şahıslardan olan vakıflar konusunda bilgi sahibi oldukları, konu ile ilgili belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Uygur vakfiyeleri, Buda dinindeki Türklere ait olup, Uygur harfleriyle yazılmıştır. Uygur Türklerine ait, vakıf ile ilgili belgeleri üç ana başlık altında toplamak mümkündür:
1. Manastır inşası nedeniyle düzenlenen belgeler,
2. Manastırlara vakfedilen arazi veya bağların tahsislerine ilişkin belgeler
3. Manastır veya manastıra ait bina ve arazi tahsisinin devlet reisleri tarafından onayı ve vergilerden muaf tutulmaları için verilen fermanlar102.
Bütün eski Türk toplumlarında olduğu gibi, Uygurlarda da aileye büyük önem verilmiştir. Uygurlarda “ana-ata”, ana-baba sözleri.çok yaygındır. Kadına büyük değer verilmiştir. Annelerini, “anam tuğlu, kutlu ağa” diye adlandıran Uygurların, eski şiirleri, anneyi “tuğluk” ve “kutluluk” isimlendirmeyle onurlandınmıştır103 .
Çin kaynaklarından elde edilen bilgilere göre, Kuzey Uygurlarda aile, resmi ve hukuki bir evlenme akdine dayanmıştır. Evliliği “kavuşmak’; olarak niteleyen Uygurlar, evliliğin aşk ve his yönünü belirtmişlerdir Uygurlarda kan hısımlığı evlenmeye engeldir. Evlenmenin belli bir yaşı yoktur ve bülüğ evlenme için yeterlidir. Evlenmenin şartları arasında, tarafların ve anne babanın rızası gereklidir. Ayrıca güveyi tarafından kız için kızın babasına ve velisine verilen “kalın” adı ile anılan belli bir miktar mal sözkonusudur104. Evlenme bir alım-satım akdi olarak görülmediğinden, “kalın”, kızın fiyatı olarak değil, kızın terbiyesi için yapılan masraflara iştirak bedeli olarak görülmüştür. Bu bedel bir kaç baş hayvandan ibaret olabildiği gibi yüzlerce at ve binlerce koyun da olabilmiştir105
Uygurlar, evlatlık kurumunu kabul etmişlerdir. Evlat edinme. Bir akid şeklinde gerçekleştirilmiştir. Evlat edinmiş olan şahıs, evladına karşı hem maddi, hem manevi sorumluluk yüklenmiştir. Evlat edinme ile ilgili belgelerde evlat edinilecek çocuğun “süt sevinci” diye ifade edilen bir para ile değiştirildiği ve evlat edinmeye “oğulluk bir” denildiği görülmüştür. Evlatlığın nafakası babalığına aittir. Kendisi de ona sadakat göstermekle yükümlüdür. Evlatlık, babalığına mirasçı olur. Babalık, görevlerini yerine getirmediği takdirde, aradaki sözleşmeli hısımlık da sona erer106
Uygurlarda iki çeşit varislik söz konusudur. Bunlardan biri kanuni varislik, diğeri vasiyetname sonucunda varisliktir. Kanuni varislikte, prensipte bütün çocuklar mirasçıdır. Ancak babaları hayatta iken paylarını alıp, kendilerine bir ev kuran çocuklar ile evlenirken belli miktar eşyaalan kızlar mirastan yoksun bırakılmışlardır. Ölen erkeğin eşine mirastan düşen miktar ¼ dür. Baba evinin tek mirasçısı küçük oğuldur. Vasiyet yolu ile mirasçılıkta vasiyeti yapan kimse, kimi mirasçı olarak kabul ettiğini ve terekesinden kimlerin hak alamayacağını göstermiştir. Ayrıca üveyoğulların analıkları ile evlenmelerine vasiyetname ile engel olunabileceği de anlaşılmaktadır107
Uygurlar, başta karz (ödünç), satım, kira ve hizmet sözleşmesi olmak üzere, bütün akid çeşitlerini uygulamışlardır. Borç alıp-verme belgelerinde, faizi ile alınacak mal belirtildikten sonra, ne zaman ve hangi miktar ile faiz karşılığı malın geri verileceği kaydedilmiştir. Belgelerdegenellikle hangi ihtiyaçtan dolayı mal faizi ile alındıysa, yine aynı mal faizi ile birlikte geri verilmiştir. Bazen de alınan mal kendi cinsi ile ödenmeyip başka bir çeşit mal ile ödenmiştir. Örneğin, pamuklu dokuma karşılığında şarap olarak ödeme yapılmıştır108
Borç alıp-verme belgelerinde, zamanında ödenmeyen ya da borç alan kişinin ortadan kaybolması-ölmesi- halinde, borç veren kişinin zor durumda kalmaması için, alınan malın nasıl ve kimler tarafından’ ödeneceği bildirilmiştir109 Zamanında ödenmeyen borçlar için, örf hukukuna göre. normal faizden çok farklı bir faiz ödeme zorunluluğu getirilmiştir110
Uygurların hukuki belgeleri arasında dikkat çeken bir diğer tür de kira akdidir. Kira akidleri; tarla kiralama ve hayvan kiralama belgeleri olmak üzere iki şekildedir. Tarla kiralama belgeleri, kiralayan şahısların pamuk, mısır, tarla ve kiraya veren şahsın para ihtiyacını karşılamak için hazırlanmıştır. Para ihtiyacı dışındaki belgelerde, şahıslar hangi ihtiyaçlarını karşılamak için tarlayı kiralayacaklarını ve daha sonra kira karşılığı olarak tarla sahibine ne vereceklerini belirtmişlerdir. Para ihtiyacını karşılamak için kiralama belgelerinde ise kiraya verilecek tarlanın sınırları belirlenmiştir. Gerek tarla, gerek ‘hayvan kiralama akidlerinde mülkiyetin kesin olarak kiraya veren kişi üzerinde olduğu açıktır. Bu nedenle özellikle tarlada yapılacak işlerden sahibi sorumlu tutulmuştur111
Uygur hukukunda, “birzün” denilen satım akdinin en çok görüleni, gayri menkul akdi olmuştur. Uygurlarda arazi genellikle ortak olarak kullanılmıştır. Araziler ailenin ortak malı sayılmakla birlikte, ailenin ferdIeri arasında bölüşülmüş olarak kullanılmış ve satış yaparken şahıslar sadece kendi mülkiyetlerinde olan kısmın satışını yapabilmişlerdir. Uygur belgelerinde satıcıların ve alıcıların genellikle akraba ve özellikle kardeşler olarak görülmesi miras kalan toprağın parçalanmaması için olabilir112
Satış belgelerinde ödemeler, belgenin yazıldığı gün yapılmıştır. Satın alanın haklarını korumak amacıyla, satın alınan bir mala, satıcının akrabaları tarafından yapılacak itirazların önlenmesini öngören kayıtlar düşülmüştür. Yani satışı yapılan malın bütün sorumluluğu satıcı tarafından yüklenilmiştir113.
Tarla satış belgelerinde, tarlanın yeni sahibinin araziye sahip olma hakkının zamanla sınırlandırılmamış olması Uygurlarda, taşınmaz mallar üzerinde mülkiyet hakkının tamamen ortaya çıktığının bir delilidir. Bunun yanında yeni mülk edinen bir kişi, gayri menkulünü kullanma veya başkasına satma haklarına da sahiptir114
Uygur hukukunda rehin kurumu da bilinmektedir. Gayri menkuller rehin akdine konu olabildiği gibi, bazı şartlarda insanlar da rehine konu teşkil edebilmişlerdir. Örneğin : Baba kendi oğlunu belli bir miktar para karşılığında rehin olarak verebilmektedir. Çocuk, borç ödeninceye kadar alacaklıya hizmet etmekle yükümlüdür. Buna karşılık alacaklı da çocuğun bütün masraflarını karşılayacaktır. Bu bir çeşit rehinle teyit edilmiş hizmet akdidir115

DEĞERLENDİRME
İslamiyet’ten önce kurulan Türk devletlerinin hukukIarı ile ilgili bilgilerimiz oldukça sınırlıdır. Bununla birlikte, özelikle bu devletlerin yönetim biçimleri, devlet idaresinde görev alan kimselerin nitelikleri ve üstlenmiş oldukları yükümlülükler, suç işleyen kimseleri cezalandırmayöntemleri gibi günümüz hukukunda, kamu hukukunun ilgi alanları içinde yer alan pek çok ana başlık konusunda, kaba hatları ile değerlendirme yapabilecek verilere sahibiz. Yine aynı şekilde insanların evlenme tarzları, aile yapıları, kadının toplumsal statüsü, akrabalık türleri,çeşitli ticari nitelikli akidler vb. özel hukuk alanları içine giren konularda da oldukça kapsamlı bilgilere ulaşabilmekteyiz. Bütün bu veriler bize, göçebe kültürü içerisinde de kendine özgü bir hukuk ve teşkilatlanmanın var olduğunu göstermektedir. Türklerin İslamiyet öncesindekihukuklarının bilinmesi, İslamiyet’in Türkler tarafından bir din ve aynı zamanda bir hukuk sistemi olarak kabul edildiği dönemlerine mukayese edilerek, ortaya çıkan sonuçların özellikle Osmanlı hukukuna yansımalarının açığa çıkartılması açısından da büyük önem taşımaktadır.

87 Barkan, a.g.m., s.15-16.
88 Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz.: Akkaya, a.g.m., s.75 vd.; Saadettin Görneç, Uygur Türkleri Tarihi ve Kültürü, Ankara,I 997, s.78-82.
89 Arsal, a.g.e., s.98. Ayrıca eserin tam metni için bkz.: Yusuf Has Hacib, Kutadgu’ Bilig, (Çev: Reşid Rahmefı Arat), Ankara, 1985; Yusuf Has Hacib, Günümüz Türkçesi lle Kutadgu Bilig Uyarlaması, (Günümüz Türkçesine Uyarlayan: Fikri Silahdaroğlu), Ankara, 1996.
90 İzgi, a.g.e., s.51 vd; Üçok-Mumcu-Bozkurt, a.g.e., s.31.
91 Üçok-Mumcu-Bozkurt, a.g.e., s.31.
92 Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları. s.440.
93 Colin Mackerras, “Uygurlar”, Erken İç Asya Tarihi, (Derleyen: Denis Sinor), İstanbul, 2000, s.433.
94 Y.a.g.m.,s.433-434.
95 Y.a.g.m., s.434.
96 Arsal, a.g.e., s.101- II 1.
97 Y.a.g.e., Sol II – II7o
98 Cin-Akgündüz, a.g.e., so77-78o
99 Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. : İzgi, a.g.e., s.5 ı vd.
100 Arsa!, a.g.e., s.328-33 ı.
101 İzgi, a.g.e., s.97 vd.
102 ismet Binark, “Türk Dünyasının En Eski içtimat Yardım Müessesesi Vakıflar ve Uygur Türklerinde Vakıf’, Türk Kültürü, Yıl:VII, 8.78, Nisan 1969, s.422 vd.
103 Ali Güler, “İlk Yazılı Türkçe Metinlerde Aile ve Unsurları”, Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, C.I, Ankara, 1992, s.74 vd.
104Cin-Akgündüz, a.g.e., s.67; Gökalp, Türk Ahlakı, s.86; Güler, a.g.m., s.80.
105 Arsal, a.g.e., s.334-335.
106 Cin-Akgündüz, a.g.e., s.67; İzgi, a.g.e., s.91 vd.
107 Arsa!, a.g.e., s.341-343.
108 İzgi, a.g.e., s.66 vd; Ayrıca bkz.: Ahmet Caferoğlu, “Uygurlarda Hukuk ve Maliye
Istılahları”, Türkiyat Mecmuası, C.IV, İstanbul, 1934, s.9.
109 .ızgi, a.g.e., s.73.
110 Caferoğlu, a.g.m., s.lO.
111 Özkan İzgi, “Turfan Uygurlarında Kiralama Vesikaları”, X. Türk Tarih Kongresi, C.III, Ankara, 1991, s.767 vd.
112 İzgi, a.g.e., s.83 vd.
113 Y.a.g.e., s.84-85.
114 Cin-Akgündüz, a.g.e., s.72; İzgi, a.g.e.,s.88-89.
115 Pek çok araştırmacı çalışmalarında, rehin kurumunun kölelikle bir bağlantısı olmadığı konusunda fikir birliği içindedirler. Konuyla ilgili bilgi için bkz. : Arsal, a.g.e., 8.331 vd.; Cin-Akgündüz, a.g.e., s.72; İzgi, a.g.e., 8.96-97.

Uygur Akademisi © Her Hakkı Saklıdır.

Scroll to top