• 7-8 Eylül 2019'da İstanbul'da “Uygur Milli Bekası ve Doğu Türkistan'ın Geleceği Çalıştayı” gerçekleşecektir.
You Are Here: Home » Çin'in Uygur Politikası » İstanbul’da “Çin’in Toplama Kaplarındaki Doğu Türkistanlıların Akıbeti” konulu Panel düzenlendi.

İstanbul’da “Çin’in Toplama Kaplarındaki Doğu Türkistanlıların Akıbeti” konulu Panel düzenlendi.

Çin yönetiminin Doğu Türkistan’da kurduğu toplama kamplarının mahiyeti ve Uygur aydınlarına yönelik akıl almaz kıyım politikasının nihai amacının ne olduğu konusunu tartışmak üzere, 27 Ekim 2018 tarihinde Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesinde Uygur Akademisi’nin ev sahipliğinde, Doğu Türkistan Vakfı, İsa Yusuf Alptekin Vakfı ve Doğu Türkistan Gençlik ve Dayanışma Derneği ile ortaklaşa “Çin’in Toplama Kaplarındaki Doğu Türkistanlıların Akıbeti” konulu Panel düzenlendi.

Panel gündemine göre, önce Doğu Türkistan ve Türkiye başta olmak üzere, Büyük Türkistan coğrafyasında vatanı için şehit olan aziz şehitlerimize bir dakikalık saygı duruşu, ardından Türkiye ve Doğu Türkistan İstiklal Marşları okundu.

Açılış konuşmasında, İsa Yusuf Alptekin Vakfından sayın Metin Özkan ve Doğu Türkistan Vakfı başkanı sayın Dr. Muhittin Canuygur beyefendiler, Çin’in Doğu Türkistan’da yaptığı zulme sessiz kalamayacağını, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Doğu Türkistanlı soydaş kardeşlerine sahip çıkması gerektiğini, aksi takdirde 25 milyon Doğu Türkistanlının soykırıma uğrayıp yok olma tehlikesine karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Yıllardır Uygur Türklerinin milli eğitimi üzerinde araştırmalar yapan ABD Druxel Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Rebecca Clothey hanım açılış konuşmasında, kendisinin Çin’de 5 sene çalıştığını ve Uygur Türklerinin eğitimini araştırma amaçlı 4 kez Uygur bölgesine gittiğini, her seferinde Uygur Türklerine yönelik baskı politikasının artarak devam ettiğine şahit olduğunu ifade etti.

O yine, son 4-5 aydır ABD başta olmak üzere, batı ülkelerinde Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı zulüm politikası ve Çin’in Eğitim Merkezleri adı verilen Toplama Kampının gündemde olduğunu, artık Uygurların ABD’de bilinen bir topluluk haline geldiğini, ilgili kamu ve sivil kuruluşlar hem de medya kuruluşlarının Çin’e yönelik ciddi çalışmalar yapmakta olduğunu dile getirdi. O yine, kaybolan Uygurlara yönelik anket çalışması yapmakta olduğunu, şuana kadar 200 Uygurun bilgisini elde ettiğini söyleyerek, ailesinden kampa veya hapse götürülen Uygur Türklerinin kendisi ile iletişime geçmesi gerektiğini söyledi.

Açılış konuşmasında son olarak, Uygur Akademisi Başkanı Ege Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Alimcan İnayet konuşma yaparak, Çin hükümetinin son günlerde Uygur Türklerine yönelik uyguladığı politikanın Etnik Soykırım olduğunu, suçsuz on binlerce Doğu Türkistanlı aydın, bilim adamı, sanatçı, sporcu ve iş adamlarının Toplama Kampında veya Hapiste fiziki olarak işkence görmekte olduğunu ve Çin Komünist İdeolojisi ile de beyin yıkama politikasıyla karşı karşıya kaldıklarını ifade ederek, Türkiye başta olmak üzere, Türk ve İslam Dünyasının artık sessiz kalmaması gerektiğini söyledi.

Panel öncesi Çin’in Toplama Kampında 8 ay tutuklu kalan Canlı Şahit Kazakistan Vatandaşı Ömir Bekali 8 ay kabus gibi geçen kamp hayatını göz yaşlarıyla anlattı. O şöyle konuştu:

25 Mart 2017 tarihinde Pıçan ilçesine ailemi ziyaret etmek üzere gittim. Ertesi gün, 5 polis tarafından tutuklandım. Polislere “Beni neden tutukluyorsunuz?” diye sorduğumda, “Tutuklanmak için Kazak, Uygur, Kırgız, Özbek; her kim olursa olsun tutuklamaya yeterli.” cevabını aldım. Tam 4 gün boyunca uyumama izin vermediler, işkence uyguladılar. 4 gün sonra, avukatımla, akrabalarımla görüşme talebimi reddetiler. Ayrıca kanunen  Kazak Büyükelçiliği’ne bildirmeleri gerekirken bildirmediler. Tutuklu haldeyken ellerimi ve ayaklarımla bağladılar, küçücük odaya 30-40 kişi sığdırdılar, tuvalete bile gidemedik.

Ben bir turizm firmasında çalışıyorum. İşimden dolayı beni Suriye’ye adam göndermek ile suçladılar.

Bu süreçte Karamay şehrindeki avukat, yazar ve aydın insanları kampa getirdiler. 13 Haziran ayaklarımıza zincirle bağladılar. Bizi bölücülükle suçladılar. Yurtdışıyla ilişkisi olan ve yurt dışında akrabası olan herkesi bölücü olarak kampa atıyor.

Kampa gelenleri başına siyah poşet giydirerek getirirlerdi. Ben Kazakistanlı olduğum için, intihar etmemem için tek kişilik bir odaya hapsettiler. Hücrede sadece duvarlar vardı. Kamptaki zulümleri gören beni, Allah kurtardı, dış dünyaya duyurdum. Bu şansı Allah bana verdi.

Bu kamp insanları eğitmek için değil. Beyin yıkamak ve işkence yapmak için Doğu Türkistanlıları toplama kamplarına hapsetmekteler.

İşkenceye dayanamayıp hayatını kaybeden 2 kişiye şahit oldum. 80 yaşındaki emekli babam ve kardeşlerim toplama kampında.

Çin eskiden gizli bir şekilde istihbarat toplarken, şimdi açık bir şekilde ABD başta olmak üzere bütün dünyaya başkaldırarak açıkça soykırımına devam etmektedir.

Daha önce bahsedemediğim Çin’in organ ticareti, oradan ayrılmamla beraber bütün basın organlarına anlattım. Çin’deyken baskı ve tehditlerden ötürü konuşamamıştım. Çin organ ve kan ticaretini artık açıkça yapmaktadır. ABD’nin yaptığı basın ve yayınla dünya tarafından bilinmektedir. Bütün Türklerin organları, kanları değerli ve sağlam olduğu için Çin bütün Türklerin verilerini kendi veri tabanlarına kaydediyor ve ihtiyaç anında bu kanlı ticaretlerine başvuruyorlar. Ölüm haberini vermelerine rağmen cesetleri saklamasının sebebi budur. 80 yaşındaki babam Çin’in toplama kamplarında öldürülmüş ve cesedi bizden saklanarak gizlice yok edilmiştir.

Doğu Türkistan’ın sahibi Uygurları, Kazakları, Kırgızları, Tatarları ve Özbekleri; Çin, Nazi tarzı toplama kamplarında infaz etmektedir. Bu toprakların asıl sahibi olan bizlere, küçük bir ekmek parçasını vermek karşılığında Komünist Rejime zorla teşekkür ettiriyorlar.

Kazakistan’da okuyan 200’e yakın Doğu Türkistanlı Kazak Türkü öğrenciyi, geri gelmeye zorladılar. Geri gelmezlerse ailelerini kamplara atmakla tehdit ettiler. Doğu Türkistan’a avdet eden 200’e yakın öğrenciyi toplama kamplarına mahkum ettiler.

Siz gençler, Doğu Türkistan’ın gelecekteki sahiplerisiniz. BM’nin yayınladığı raporlar beraber Doğu Türkistan’ın gerçek sahiplerine büyük bir şans doğdu. Davamızı kazandığımızda size büyük bir iş düşecek. İnşallah yakın gelecekte sizlerle Doğu Türkistan’da aynı sofrada yemek yemek nasip olur. Kırgız, Kazak, Özbek, Uygur Doğu Türkistan’ın gerçek sahiplerinin Çin’e karşı mücadele etmesini rica ediyorum.

Canlı şahit Ömir Bekali’nin konuşmasından sonra, ilk olarak Nevşehir Haci Bektaş Veli Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Adem Öger, ‘Doğu Türkistan’daki Uygur Folkloru üzerinde Çalışan Akademisyenlerin Bugünkü Durumu’ konulu bildirisini sundu. O bildirisinde şu şekilde konuştu:

2013 yılında ve 2015 Doğu Türkistan’da saha çalışması yapma şansı buldum. Orada bulunduğum sürece oradaki akademisyenlerle beraber çalışma yapma fırsatı buldum fakat 2016 yılından itibaren ilişiğimiz kesildi. Abdurrahman Rahman ile Doğu Türkistan’da tanışma ve konuşma fırsatı buldum. Uygur Halk Edebiyatı üzerine çalışan ilk akademisyenlerden birisidir. 2017 yılından itibaren kendisiyle konuştuğumuz Çin destekle mobil uygulama üzerinden WeChat ile yaptığımız konuşma engellendi. O tarihten itibaren konuşamamaktayız. Kitaplarında Uygur Halk Edebiyatı’ndan bahsetmiştir. 2015 yılında Pekin’de yapılan Uygur Destanları Konferansı’nda son defa görüşme fırsatı buldum. Doğu Türkistan’ın en büyük kültür tarihçelerinden birisi olan Rahile Davut ile tanışma fırsatı buldum. Coğrafyaya çok hakimdir. Yaptığı çalışmalara karşılık Çin’den aldığı finans desteğini, Doğu Türkistan’ın ücra yerlerinde ve köylerinde yaşayan öğrencileri Urumçi’ye gelmesini sağlayarak burs olarak veriyordu. Yakın zamanda Çin’in kumpası sonrasında toplama kampına gönderilmiştir. Uygur Klasik Edebiyatı üzerine çalışan, aynı zamanda Prof. Dr. Alimcan İNAYET’le sınıf arkadaşı olan ? yakın zamanda diğer akademisyen arkadaşları gibi toplama kampına gönderilmiştir. Kendisi ilk ve tek Uygur Klasik Edebiyatı üzerine çalışma yapan değerli akademisyendir.

Doğu Türkistan’da görevli olan akademisyenler ve memurlar, duygularının tersine bazı yaptırımlara tabii tutulmaktadır.

İkinci olarak, Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Erkin Emet, Çin Doğu Türkistan’da Toplama Kamplarını Açarak Ne Planlıyor? konulu bildirisini sundu. O bildirisinde şu şekilde konuştu:

Çin hükümetinin gözünden suçlu olmak için Türk olmak yeterlidir. Doğu Türkistan’ın sahip olduğu her şeye, Komünizm rejime teşekkür karşılığında Doğu Türkistanlılara vermektedir. 1984’te Çin hükümetinin politikası ile Doğu Türkistan ve Moğolistan, Çin’in 2 kolu kabul edilmiştir. Soğuk Savaş sonrası Sovyet Birliği’nin parçalanması ve Yugoslavya’nın dağılması, 11 Eylül gibi olayların Çin’in sertliğini araştırması için sebep oldu. Yaşanan bu gelişmelerle Çin’in tutumunu tırmandırdı. 11 Eylül aynı zamanda başka bir dönüm noktası oldu ve dünya çapında Uygurlara yönelik bir araştırma ve çalışmaya sebep oldu. Çin, bütün Uygurları bölücülük ve teröristlikle suçlamakta ve yargısız infaza başvurmaktadır. 1984’te özerk bölge yasası kabul edildiğinde bağımsızlık verilmişçesine lanse edilmişti fakat gerçekte verilen işbu kararın böyle bir hükmü yoktu.

Doğu Türkistanlılar, Doğu Türkistan’ın tarihini bilememekteydi. 1980’den itibaren Kutadgu Bilig, Kur-an’ı Kerim gibi önemli kitaplar Uygur Türkçesine çevrilmeye başlanmıştı. Bu tarihten itibaren Doğu Türkistanlılar kendi içinde bir Rönesans dönemine girmişti. Türkiye’nin Türk edebiyatına da aynı zamanda ilgi odağı olmuştu. İnce Mehmet, Çalıkuşu gibi eserler çevrilmişti ve yoğun talep görmüştü. 1990’lı yıllardan alınan gizli bir kararla Çince eğitim zorunlu hale geldi. 1993’ten 2003’e kadar çift dilde eğitim uygulanmış, 2003’ten itibaren sadece Çince eğitim zorunlu hale gelmiştir. Sadece dil ile kalmayıp Doğu Türkistanlıların dinine de zarar vermekte. Kültür ve geleneğini tahrip edici faaliyetlerde bulunmuşlardır. İmamları meydanlarda dans ettirmeye zorlayarak, maaşının Allah tarafından değil Komünist rejim tarafından verildiğini söyleyerek alay etmişlerdir. Halk arasında Uygurlara ait olmayan kültür ve gelenekleri zorla uygulatmışlardır. Ramazan ayında bira içme festivallerine katılıma zorlamışlardır. Bunun yanı sıra “selamün aleyküm” demenin bile yasak olduğu Doğu Türkistan’da, yemek duası etmek ve yemeğe başlamadan “bismillah” çekmek bile yasaktır. Çin başkanı 2017 yılında Sincan’a demir çelik yapmayı vaat etmiştir. Çin hükümeti, başka ülkelerde okuyan öğrencilere zorunlu geri dönüş çağrısında bulunmuştur. Geri dönen öğrencilerden ya haber alınamamaktadır ya da toplama kamplarında tutulmaktadır. Uygur Türkleri yeni doğan evlatlarına isim koyma engeli getirilmiştir. Cihat, Mücahit, İslam vb. isimler koyulması yasaklanmıştır. İlkokul çağındaki öğrencilere Çin kıyafetleri giydirilerek kendi kültürlerinden uzak yetiştirmek ve asimile etmek politikası yürütülmektedir. Seyahat kısıtlaması bütün Uygur Türkleri için getirilmiştir. Ölen Uygur Türkleri için defin işlemlerine kısıtlama getirilmiş ve öncelikle cesetleri yakma yoluna gidilmeye çalışılmaktadır. Kampa götürülen Uygurlar komik ve asılsız sebeplerle tutulmaktadır. İthamlarının karşılığı olmasına rağmen aklanmak mümkün olmamaktadır. Yurt dışında akrabası olan insanlar, aydınlar, sanatçılar, milli duygulara sahip olanlar, 1980-1990 arasında doğan gençler suçlu sayılmakta ve kampa gönderilmektedir.

Eğitim bakanı Sattar Rozi, ders kitabına Kaşgarlı Mahmut’tan bir paragraf koyduğu için ölüm cezasına çarptırılmıştır. Hüküm sebebi Kaşgarlı Mahmut’tan bahsederek gençleri zehirlemesidir.

Çin Hükümeti, kamplardaki gençlerin yemeğine kısırlaştırıcı madde konulduğu iddia edilmektedir.

Doğu Türkistan meselesi bugün uluslararası sahnededir. Birleşmiş Milletler, 6 Kasım’da Cenevre’de Çin hükümetine sorular soracaktır. Uluslar arası arenada ilk defa 26.07.2017 tarihinde gündeme gelmiştir.

Üçüncü olarak, Beykent Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Mağfiret Kemal YUNUSOĞLU, ‘Doğu Türkistan’daki Uygur Kadın Aydınları Hapiste’ konulu bildirisini sundu.  O bildirisinde şu şekilde konuştu:

Doğu Türkistan’daki yaptırımların belki de en kötüsüne kadınlar maruz kalmaktadır. Doğu Türkistan’daki yaptırımların kadınlara etkisini ve kadınların akıbetini hakkında konuşmak daha uygun olacaktır. Kadınlar zorla Çinlilerle evlendirilmektedir. Eskiden beri gelen bu yaptırım, son zamanlarda tırmanmıştır. Ailesinden bir bireyi tutuklamak tehdit ederek evlenmeye mecbur bırakılmıştır. Çin, Doğu Türkistan üzerine asimile etme politikasının bir parçasıdır. Nice kadın akademisyenlerin sonu toplama kamplarında son bulmuştur.

Dördüncü olarak, Haber Ajanda Dergisi Yazarı Dr. Ferhat Kurban TANRIDAĞLI, ‘Çin’in Toplama Kampındaki Taçsız Kral – Abdurahim HEYİT’ konulu bildirisini sundu. O bildirisinde şu şekilde konuştu:

Abdürrehim Heyit sadece Türkler tarafından değil, dünya çapında ünlü bir sanatçıdır. Herkesin bildiklerine ek olarak benim bizzat tanışıklığımın da parçaları olacaktır. Pekin’de düzenlenen birçok program ve yarışmaya katılma şerefine nail oldum. 1980’li yıllardan itibaren Pekin’de çeşitli organizasyonlarda beraber bulunduk. Pekinden ayrıldıktan sonra 6 yıl ayrı kaldık ve 1993 yılında İstanbul’a geldi. Kendisini misafir ettik ve İstanbul’da, Ankara’da konser verdi. TRT programına katıldı ve Türkiye Türklerinin beğenisine sunuldu. Şarkılarını dutar ile seslendirirdi. Türkiye’den dönmemesi için her ne kadar çaba göstersek de ilham kaynağının doğduğu topraklar olduğunu söyledi ve memleketine geri döndü. Benim tanıdığım Abdurehim Heyit: Doğuştan yetenekli bir sanatçı olmanın yanı sıra çalışkandı. Piyano ve gitar çalmakta ustaydı ve bu onun bilinmeyen yönlerinden birisiydi. Tarihe özel bir ilgisi vardı. Ciddi bir insan olmakla birlikte yeri geldiğinde muzip bir kişiliği vardı. Abdurehim’in başarısının sırları: Azim, inanç, istikrar, disiplin, işini sevmek ve en önemlisi çalışmaktı.

Bize düşen, usta sanatçı Abdurehim Heyit’in adını kürsülere, caddelere, parklara, sanat merkezlerine onun sanatçı kişiliğinin yaşaması adına onun adını vermeliyiz.

Beşinci olarak, Uygur Akademisi Başkanı ve Ege Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Alimcan İNAYET, ‘Toplama Kamplarındaki Uygur Akademisyenlerin Suçları Ne?’ konulu bildirisini sundu. O bildirisinde şu şekilde konuştu:

Toplama kampında tutulan 2-3 milyona yakın insan Uygur Türkü ve Müslümandır. Kamplarda tutulan aydınlar ve akademisyenlerin suçu nedir bilinmemekle beraber, Çin’in itham ettiği suç teröristlik ve radikalciliktir. Fakat bakıldığı zaman bu akademisyenler Çin’in yasalarına uygun davranmıştır, kendilerine sunulan hakları kullanmıştır. Çin kanunlarında yer alan fikir beyan etme ve düşünce özgürlüğünü Çin anayasasının tanıdığı sınırlarca kullanmışlardır. Çin hükümeti bu yasayı sadece Çin vatandaşları için uygun görüyor olmalı ki Uygur Türklerine düşen toplama kampları olmuştur. Akademisyenlerin suçu ne yazık ki Uygur Türkü olmaktır kısaca. Kendi yasalarına çelişen halde yaptırımlar yapmaktadırlar. Çin hükümetinin Uygur Türklerine yaptığı bir tuzaktır. Bu Mao dönemine ait uygulamalar kesinlikle kabul edilemez ve vicdana, mantığa, akla aykırıdır.

Bu akademisyenler bilimle uğraşmışlar, bilime katkı yapmışlardır. Uygur Diline katkı yapmışlar ve Türk dilleriyle kıyaslamaya gitmişlerdir. Türk boylarının konuştuklarını dillere araştırma yapmışlardır. Türk tarihine katkıları olmuş ve coğrafyayı araştırma şansı bulmuşlardır.

Akademisyenler, Komünist Parti’nin üyelerinden olmalarına rağmen bu yaptırımlara maruz kalmışlardır. Yayınladıkları eserler, defalarca gözden geçirilmiş olmasına rağmen yayın hayatına girdikten sonra suç olarak delil kabul edilmiştir. Daha önce defalarca tekrar ettiğim gibi bu Çin’in yaptığı bir tuzaktır. Yıllar önce Doğu Türkistan’daki Çin nüfusu %5 olmasına rağmen günümüzde bu sayı %45’in üzerindedir. Asimile etme politikası, kültür ve siyasi alanın yanı sıra demografisi bozulmuştur. Her ne yaptırım olursa olsun Uygur Milleti kendi öz kültürünü koruyacaktır. Biz de bilinçli bireyler olarak milli kimliklerimizi korumalı ve Çin’in yaptırımlarına karşı koymalıyız.

Son olarak, İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Ali AHMETBEYOĞLU, ‘Doğu Türkistan Meselesi ve Türkiye’in Yapması Gerekenler’ konulu bildirisni sundu. O bildirisinde şu şekilde konuştu:

Ömir Bekali’nin anlattıkları bizi sözün bittiği yere getirmiştir. Ben de Ömir Bekali’ye ek olarak birkaç somut noktalara değineceğim. Öncelikle Türkiye’de Doğu Türkistan sorununu dile getiren herkesi provokatör ilan eden Doğu Perinçek’i esefle kınıyorum. Türkiye’nin güncel politikası olarak Orta Doğu’ya kitlenmiş durumdayız ve Türkistan coğrafyasındaki olaylara sessiz kalmakta ve uzaktan izlemekteyiz. Bu sorunları görmezden gelerek Çin ile ilişkiler gittikçe artmakta ve Doğu Türkistan sorunları görmezden gelinmekte ve dile getirilmemektedir. Devlet erkanının Doğu Türkistan’ı bir handikap olarak değil büyük bir koz olarak görmesi gerekmektedir. Türk hükümeti bu siyasette oldukça geri kalmıştır. Doğu Türkistan’daki direnişin Taliban’la ya da DAEŞ ile hiçbir bağlantısı bulunmamaktadır. Çin’in itham ettiği bu suçlama asılsızdır. Doğu Türkistan’daki direniş Taliban’dan da DAEŞ’ten de öncedir.

İslami ülkelere gelmeden önce, Türkiye’nin bir adım atması gerekmektedir. Türkiye temel atmalıdır. Milliyetçi kesimin ve insan haklarını savunan insanların dikkatini çekse de yetersizdir. Türkiye’nin siyasi politikasına girmesi gerekmektedir. Üniversitelerde kurulan Çin Dili ve Edebiyatı bölümü, Çin lehine ajanlık yapan bir kurum olmuştur. Bu bölümü okuyacak öğrenciler dahi ayrı bir mülakattan geçmektedir. Türkiye üzerine düşeni yapmamakta ve bu meseleyi uluslararası arenaya taşıyamamaktadır. Türkiye üzerine düşeni henüz yerine getirmemişken, uluslararası arenadaki sessizliği eleştirmek tutarlı değildir.

Türkiye acilen harekete geçmeli, ilgili insanlar devlet erkanını yönlendirmelidir.

Bildiriler sonrası, bildiri sunan akademisyen ve araştırmacılara başkan Prof. Dr. Alimcan İnayet tarafından Katılım Belgesi takdim edildi ve hatıra fotoğrafı çekildi.

Uygur Akademisi Başkanı Prof. Dr. Alimcan İnayet kapanış konuşması yaparak, Doğu Türkistanlı Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Uygur ve diğer bütün yerli Doğu Türkistanlıların çektiği çileyi dile getirmek için bilimsel bir şekilde anlatmak ve anlamak üzere bu panelin gerçekleştirildiğini söyledi.

O, Türkiye’deki yetkili kişilerin görmezden geldiği ya da dile getiremediği bu mühim meselenin bir insanlık meselesi olduğunu, son zamanlarda uluslar arası arenada Doğu Türkistan’in kendine yer bulduğunu ortaya koyarak, Çin’in Toplama Kampında Doğu Türkistanlılara yönelik uygulamakta olduğu Etnik Soykırımın hemen sonlandırılması gerektiği vurgulandı.

Son olarak, ve Uygur Akademisi Yürütme Kurulu Başkanı Abdulhamit Karahan tarafından Basın Bildisiri okundu.

 

Uygur Akademisi © Her Hakkı Saklıdır.

Scroll to top