• Doğu Türkistan Davasındaki Fırsat ve Olasılıklar hakkında Hollanda'da Yuvarlak Masa Toplantısı gerçekleşti.
You Are Here: Home » Uygur Tarihi, Kültürü ve Edebiyatı » Uygur sivil belgelerinden hareketle Uygurlarda yerleşik yaşam ve bununla ilgili söz varlığına dair

Uygur sivil belgelerinden hareketle Uygurlarda yerleşik yaşam ve bununla ilgili söz varlığına dair

Araş. Gör. Uğur UZUNKAYA

Özet

Uygurlarda yerleşik yaşam, çeşitli milletler tarafından yapılan arkeolojik araştırmalarla incelenmiş olmasına rağmen, Uygurlar tarafından kaleme alınmış olan sivil belgelerin ışığında incelenmemiştir. Uygur sivil belgeleri, başta yerleşik yaşam olmak üzere, kültürel, siyasî ve sosyal birçok konuda Uygurlarla ilgili temel başvuru kaynakları içinde yer almaktadır. Bu çalışmada Uygur sivil belgelerinden hareketle, Uygurlarda yerleşik yaşama ait söz varlığı incelenmiştir. Bu söz varlığındaki bilgiler, yeri geldikçe Uygurlardan bahseden seyahatnameler ve Uygur bölgesinde yapılmış arkeolojik araştırmaların verileriyle desteklenmiştir. Çalışmada esas alınan yöntem bu söz varlığının dil-kültür tarihi perspektifinden incelenmesidir. Bu çalışmada sivil belgeleri esas almamızın sebebi Uygurlara ait diğer yazılı kaynakların çoğunun dinî içerikli metinler olmasıdır. İncelemenin korpusunu oluşturan sivil belgeler Uygurların günlük yaşamını ve yaşayışını bize gösteren önemli yazılı kaynaklardır. Uygur sivil belgelerinde geçen bu söz varlığının köken bilgisine dair bilgiler de çalışmamızda dipnotlarda belirtilmiştir. Bu metinlerden taranarak
oluşturulan söz varlığı, Yaşam Alanı Olan Yerler üst başlığı altında yer alan İç mekâna ait olan yerler ve Dış mekâna ait olan yerler alt başlıklarında incelenmiştir. Uygur sivil belgelerindeki yerleşik yaşama ait unsurların belirlenebilmesi ve bu unsurların metinlerde nasıl kullanıldığının gösterilmesi çalışmanın amacını oluşturur.

Anahtar Kelimeler: Uygurlar, Uygur sivil belgeleri, yerleşik yaşam

Giriş

II. Doğu Türk Kağanlığı’ndan kalma yazıtların keşfi ve ardından neşri, araştırmacılar tarafından Türkoloji’ye olan ilginin artmasına ve gözlerin Orta Asya’ya çevrilmesine sebep olmuştur. Moğolistan’da Orhon nehri ve çevresinde yer
alan yazıtların bulunuşuyla başlayan bu ilgi, Uygurlardan kalma yazılı kaynakların keşfiyle devam etmiştir.

VI. yy.’da tarih sahnesine çıkan Uygurların siyasî tarihi genel kabule göre 3 döneme ayrılır: 1. Erken Dönem (VI. yy.-744); 2. Bozkır Kağanlığı Dönemi (744-840);
3. Batı ve Güneybatı Uygur Devletleri Dönemi (840-1206)1. İlk dönemi hakkındaki bilgi için Çin kaynaklarına başvurulan Uygurlar, ikinci dönemde artık Moğolistan topraklarında bir kağanlık kurmuşlardır. Bu kağanlığın 840 yılında Kırgızlar tarafından yıkılmasıyla ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan Uygurlar, batıya ve güneydoğuya göçerek, orada siyasî bakımdan ciddi bir varlık gösterememiş olan ama din, kültür, sanat, edebiyat, günlük yaşam ve şehirleşme bakımdan seleflerinden farklı sayılabilecek Turfan ve Kansu devletlerini kurmuşlardır. Bu bağlamda son döneme ait Uygur sivil belgeleri de IX.-XIV. yy.’lar arasında Turfan Uygurlarının hem kişi ile kişi hem de kişi ile devlet arasında oluşturdukları belgelerin bir toplamıdır2. Bu belgeler, dönemin sivil yaşantısına ışık tutmasının
yanı sıra başta yaşam şekli olmak üzere barındırdığı birçok unsurla Uygur toplum yaşamının panoramasını çizer.

Uygurların yaşam şekli erken dönemde konar-göçer bir tarzdadır. Bozkır Kağanlığı dönemi ise özellikle 762’de Manihaizm’in kabulü ile birlikte konar-göçer yaşamdan yerleşik yaşama bir geçiş dönemi olarak kabul edilebilir. 840 sonrası dönemde gerek arkeolojik kazılar gerekse yazılı kaynaklar Uygurların yerleşik yaşamla tanıştıklarını göstermektedir. Bunun dışında Uygurlardan bahseden seyahatname türündeki eserlerle arkeolojik araştırmalar da Uygur yerleşik yaşamına ışık tutmaktadır.

Bu çalışmada, Uygur sivil belgelerinde geçen yerleşik yaşama dair söz varlığının dil-kültür tarihi perspektifinden hareketle incelenmesi amaçlanmıştır. Uygurların yerleşik yaşamı benimseyen ilk Türk toplumu olduğu şimdiye kadar çeşitli çalışmalarla ortaya konmuş olsa da bu konu, yazılı kaynaklar ışığında ele alınmamıştır. Çalışmamızda sivil belgeleri esas almamızın nedeni Uygurlara ait diğer yazılı kaynakların dinî içerikli metinler oluşudur. İncelemenin korpusunu oluşturan sivil belgeler Uygurların günlük yaşamını ve yaşayışını bize gösteren birincil kaynaklar konumundadır3. Bu metinlerden taranarak oluşturulan söz varlığı, çalışmamızda Yaşam Alanı Olan Yerler üst başlığı altında yer alan İç mekâna ait olan yerler ve Dış mekâna ait olan yerler alt başlıklarında incelenecek ve yeri geldiğinde öne sürülen düşünceler Uygurlardan bahseden seyahatnamelerin ve Uygur bölgesinde yapılan arkeolojik araştırmaların katkılarıyla değerlendirilecektir.

Yaşam Alanı Olan Yerler

Mimarî yapı ve tarım, bir toplumun yerleşik yaşama geçtiğinin en önemli belirtilerindendir. Uygur sivil belgeleri incelendiğinde bu iki unsurun da varlığını gösteren malzemeye rastlamaktayız. Ancak sivil belgeler yerleşik yaşamı yansıtan sözcüklerin tümüne yer vermez. Metinlerde yeri geldikçe bu malzeme işlenmiştir.

a. İç mekâna ait olan yerler

Konar-göçer bir yaşam tarzında korunulan ve barınılan bir yapı olan çadırlar, Uygurlarda, 840 sonrası göçleri ile beraber, yeni coğrafyadaki iklimin elverişliliği ve farklı sosyal çevrelerle tanışıklık sebebiyle yerini modern şehir yapısına bırakmıştır. Öyle ki Çin elçisi Wang Yen-Te’nin Uygur seyahatnamesinde geçen şu satırlar Uygurların özellikle de Turfan Uygurlarının şehir yaşamına ışık tutar niteliktedir: “Her birinin arazisi birkaç bin lidir. Orada [Kao-ch’ang] yağmur ve kar yoktur. Aynı zamanda çok sıcaktır. Yaz sıcaklarının arttığı zaman, bütün oturanlar
toprağı kazarlar ve oturmak için mağaralar yaparlar. […] Evler beyaz badanalıdır.” (İzgi 2000: 56-57). Buradan da anlaşılacağı üzere Uygurlar artık, yaz mevsiminde yaylağa çıkmak yerine bulundukları yerde kalıp, toprağı kazarak oluşturdukları mağaralarda oturmaya başlamışlardır ve kurdukları yaşam alanları iklimin etkisinde şekillenmiştir.

Sivil Uygur belgeleri ışığında belirlenen yerleşim yerlerine ad olan sözcüklerin başında, II. Doğu Türk Kağanlığı yazıtlarından beri tarihî ve çağdaş Türk dillerinde gerek ikileme gerekse ayrı ayrı olarak gördüğümüz ӓv4 ve bark5 sözcükleri gelmektedir. Burada dikkati çeken en önemli unsur bark sözcüğünün hemen hiç tek başına karşımıza çıkmamasıdır. ӓv sözcüğü ise kimi zaman bark sözcüğüyle beraber görülse de tek başına kullanıldığı örnekler de oldukça fazladır. ӓv, bark veya ӓv bark sözcükleri II. Doğu Türk Kağanlığı yazıtlarında “çadır, yurt” gibi anlamlarda kullanılmasına karşılık artık bir yerleşim alanı olan konutları tasvir etmektedir.

Bu yerleşim alanı olan konutların iç unsurlarından ilkinin “kilit” ve “kapı” olduğunu görmekteyiz. Metinlerde sa yaḳşı 6 ve ḳapıġ7 şeklinde geçen bu iki kavram Uygur sivil belgelerinde bahsi geçen evlerin sahip olduğu unsurları gösterir. Bu bakımdan, Sa18 metni, sınırları çizilmiş, caddelerle örülü, kapısı ve kilidiyle sıra sıra evlerden oluşmuş Uygur şehir yapısının ana hatlarını çizer:

1. mӓn şaçu sangun külügkӓ tükӓl berdim (..) 2. ymӓ tükӓl altım bu ӓvniŋ sıçısı ḳapıgı 3. ulug ḳayda ol öŋtün yıŋaḳ sırtıgçı taz(?)nıŋ 4. ӓvi ol altın yıŋaḳ bӓdizçi ḳapootu 5. yıŋaḳ yitmiş tonga ӓvi bu ӓv içintӓ sası yaḳşısı tükӓl ol “(1) Ben Saçu Sangun. Külüg’e eksiksiz, tam verdim. (2) Ben (Külüg) eksiksiz, tam aldım. Bu evin sınırı, kapısı …(3) büyük caddededir. Doğu tarafındaki Sırtıgçı Taz’ın (4) evidir. Kuzey taraf(taki) Bӓdizçi Ḳapootu’nun (evidir). (5) (…) taraf Yitmiş Tonga’nın evi(dir). Bu ev(in) içinde kilidi anahtarı tamdır.” (Sa18).

Turfan kazılarıyla elde edilen duvar resimleri, dinî bir portre sunmasına karşılık sivil belgeler dışında, özellikle Turfan Uygurlarının şehir yaşamı hakkında bilgi veren önemli bir kaynak olarak karşımıza çıkar. Bezeklik 9 numaralı mabedin koridor duvarlarındaki “pranidhi” sahnelerini tasvir eden resimlerin üst kısımlarında Turfan Uygurlarının ev yaşamı değişik şekillerde yansıtılmıştır. Arkeolojik araştırmalarla ortaya çıkan duvar resimlerinde, Uygur mimarisinde “kilit” ve “kapı”nın yeri çeşitli tablolarda farklı şekillerde ortaya konmuştur. Buna göre, Tablo 17’deki tasvirden kapının iki kanatlı ve kahverengi olduğunu ve tokmağının olmadığını öğreniyoruz (Özerdim 1958: 103). Tablo 18’de yine kahverengi ama bu kez büyük bir kapı ortaya çıkar, bu kapının ise bir kanadında üçerden dokuz
düğmesi vardır (Özerdim 1958: 104). Tablo 19’da yine kahverengi kapı karşımıza çıkarken (Özerdim 1958: 105), Tablo 24’te iki kanatlı ve bir kanadında dörderden on altı düğmesi olan bir kapı görülüyor (Özerdim 1958: 109). Sivil belgeler bizekapının yapı malzemesi ve şekli hakkında çok fazla bilgi vermezken duvar resimleri canlı bir tasvirde bulunur. Bu tasvir genel olarak incelendiğinde her bir kanadında birden fazla düğme bulunduran bu kapılardaki düğmenin muhtemelen kilit işleviyle kullanıldığı söylenebilir. Ayrıca bu dönemde çift taraflı kapıların kullanımda olduğu duvar resimleriyle sabitlenmiştir. Ancak Ernte2 metninde belirlediğimiz üzere ḳapıġ sözcüğünün sadece “evin kapısı” anlamında kullanılmadığını görüyoruz. balıḳ ḳapıġları şeklinde karşımıza çıkan söz grubuyla “şehir kapıları” kast edilmiştir:

67. basa basa taşuyu 68. balıḳ ḳapıġları orpaẓun 69. barçın tӓg y[umşak bolzun] “(67) bundan başka taşarak (68) şehir kapıları eskisin (69) barçın gibi yumuşak olsun” (Ernte2).

Yine “şehir kapısı” ibaresine ve modern bir şehrin yeniden inşasına, P. Zieme’nin yayımladığı Mainz 354 (T I 172) numaralı Uygurca fragmanın ilk bölümünde de rastlamaktayız:

1. ol oprak balıkıg körü y(a)rlıkap 2. apalarım etmiş ordo uluş oprap 3. nӓçük turgay tep beş yüz işçi ӓr 4. [min]ӓr ıgaççı birlӓ solmılıg ışug 5. [ ] y(a)rlıkap nӓ k(ӓ)rgӓkin 6. [ katıg]lanturu y(a)rlıkap t(ӓ)ŋri balık 7. [-nıŋ ü]zӓki ulug luu ikitin 8. [ ısır]kaları t(ӓ)ŋridӓm kışlıkları 9. [ ] yirgӓntӓki ‘[ ]ikin (verso) (…) 11. töküglüg suŋmin ulug kapıglıg 12. ulug tıtsi ӓv etdürü y(a)rlıkadı “(Hükümdar) harabeye dönmüş o şehri gördüğünde, (şöyle) buyurup: “Atalarım tarafından inşa edilmiş bu şehir, yıkıldıktan sonra tekrar nasıl imar edilebilir?” diyerek 500 işçi ve binlerce marangozla Solmı şehrini yeniden inşa etmek amacıyla kızıl kil (?) getirtmeyi emretti. Ne gerekliyse (temin etmek için) emir verdi. Kutsal şehir saraylarının büyük kulelerinin her iki tarafında, cennet gibi kışlık evleri. (Hükümdar) dökümlü yüksek kapıların ve büyük kapılı geniş sarayların inşa edilmesi amacıyla emir verdi.” (Zieme 2009: 257-258).

Bir şehrin daha doğrusu bir sarayın inşası merkezî gücün kontrolü için temel şarttır. “Bir imparatorluğun kurulmasıyla ortaya çıkan kuvvetli ve geniş bir alana yayılmış bir idarî mekanizma, hükümetin her zaman bulunacağı belli bir merkezin kurulmasını zorunlu kılar. Hükümdar kendi topraklarında nerede ne olduğunu bilmek ister. Haberleşmenin zayıf olduğu zamanlarda herkes hükümdarı nerede bulabileceğini bilmelidir. Bir kere şehir kuruldu mu, göçebelik zayıflamaya başlar.” (Mackerras 2000: 455). Tam da bu noktada, şehir inşası sadece şehrin kontrolünü sağlamaz aynı zamanda yerleşik yaşama zemin de hazırlar. Aslında, Tamim ibn Bahr’ın Uygurlara seyahatini içeren metninde, Uygur şehrinin oldukça büyük ve tarımda zengin olduğu ile birbirine yakın yerleşim yerleri ve rustak ekiniyle çevrelenmiş olduğu bildirilmektedir. Ayrıca bu şehrin 12 büyük demir kapısı bulunmaktadır. Nüfusu yoğun olan bu şehir, pazar ve çeşitli esnafı da barındırır (Minorsky 1948: 283). Tüm bu söylediklerimiz, Uygurlarda kullanılan ḳapıġ sözcüğünün sadece “konut kapısı” anlamında değil, aynı zamanda “şehir kapısı” anlamında da kullanılan bir sözcük olduğunu kanıtlar.

Metinlerle tanıkladığımız bir diğer yaşam alanına ad olan sözcük alaçu8’dur. Uygur satış belgelerinde “kulübe, baraka” anlamında iki kez belirlenen sözcüğe, Taykü nehrindeki alaçu’nun satışında şahit olmaktayız. alaçu burada devri gerçekleştirilen bir gayrimenkul olarak karşımıza çıkar. Ancak nehrin kenarındaki alaçu düşüncesi başka soruları beraberinde getirir. Sözcük tarihî ve çağdaş Türk dili alanında çok geniş bir sahada görülmesine karşılık sivil belgeler içerisinde sadece aşağıdaki metinde belirlenebilmiştir. Bu durum, aşağıdaki metin ışığında, bir yaşam
alanı olan alaçu’nun su kenarında kurulan yerleşim yerlerinden olduğuna işaret etmektedir:

1. tavışgan yıl bir ygrminç ay (…) maŋa 2. ozmışḳa tükӓlkӓ biz ikӓgükӓ yuŋluḳlıḳ böz kӓrgӓk 3. bolup taykü ögӓndӓki alaçu (…) 4. alaçusu birlӓ basa togrılḳa toguru tomlıṭu sattımz “(1) Tavşan yılı, on birinci ay … bana (2) Ozmış’a (ve) Tükel’e, biz ikimize, kullanmak için böz lazım (3) olup Taykü nehrindeki kulübe (…) (4) kulübesiyle Basa Togrıl’a usulüne uygun doğru bir şekilde sattık.” (Sa06).

Uygur sivil belgelerinde yaşam alanlarının iç unsurları, konutların genel yapısı hakkında da bilgi verir. Buna göre evler, çatı ve duvarlarıyla zamanı için modern bir görünüm arz etmektedirler. Metinlerde geçen ӓndӓk9 “çatı, dam” ve Çince lan10 “bir tür çatı” sözcükleri bu modern görünüme sahip evlerin yapısı hakkında bilgi verir. Uygurlarda yaşam alanlarının iç unsurlarıyla ilgili olan bir başka nokta ise duvarlardır. Metinlerde tam11 “duvar” ve tamlıġ12 “duvarlı” şeklinde geçen bu sözcükler de tıpkı çatı gibi Uygur mimarisinin yapısına işaret eder. tam sözcüğünün
geçtiği iki metinden biri olan Sa13 metni, eksik olmasına karşılık 10. satırda geçen taş tam ibaresi duvarların inşa malzemesi hakkında bilgi verir. Buna göre tam’ın inşa malzemesi taştır. Ancak burada tam sözcüğüyle bir evin duvarının mı yoksa bir bahçenin duvarının mı kast edildiği açık değildir. tam ile beraber konu ettiğimiz tamlıġ sözcüğünün tam’dan daha açık bir anlam taşıdığını görmekteyiz:

1. bars yıl törtünç ay ygrmikӓ maŋa tölӓk tӓmürkӓ sanlıg 2. tıyuḳtaḳı taş köprügnüŋ öŋdün sıŋarḳı tӓgẓintürü 3. tamlıg ḳavlalıḳımnı yӓnӓ çanggur agıztaḳı yeti kürilig yerimni “(1) Kaplan yılı, dördüncü ayın yirmisinde. Bana, Tölӓk Tӓmür’e ait (2) Tıyuk’taki taş köprünün doğu tarafındaki etrafı çevrili (3) duvarlı sebze bahçemi yine Çanggur Agız’daki 7 kürilik yerimi (…)” (Mi28).

Bu alıntıdan da anlaşıldığı üzere bahsi geçen tamlıġ, yaşam alanı olmaktan çok mimarî bir yapıyı sergilemektedir. Buradan sebze bahçesinin özel mülk sınıfında yer alıp etrafının çevrelendiğini görmekteyiz.

Turfan Uygurlarına ait duvar resimleri incelendiğinde ise “çatı” ve “duvar”ların görüntüsünün sivil metinlere göre daha açık olduğunu gözlemlemekteyiz. Bezeklik 9 numaralı mabedin koridor duvarlarındaki tablolar incelendiğinde, Tablo 17’de kapının üstünde kıvrık saçaklı bir çatı görülüyorken bahçe duvarlarının yüksek ve üzerine dal şeklinde nakışlar olduğu görülmektedir (Özerdim 1958: 103). Tablo 18’de duvarların yine dal motifleriyle işli olduğu ve çatısının kıvrımlı ve yeşil renkte olduğu belirmektedir (Özerdim 1958: 104). Tablo 19’da kıvrımlı yeşil renkte çatı karşımıza tekrar çıkarken evin etrafını saran duvarların beyaz badanalı olduğu göze çarpar (Özerdim 1958: 105). Tablo 21’de daha öncekilerden farklı olarak yeşil-mavi renkte kıvrımlı çatı vardır, duvarlar yine beyaz badanalıdır (Özerdim 1958: 106). Diğer tablolarda da benzer şekilde yer alan bu tasvirlerin gerçekliği yukarıda da bahsi geçen Çin elçisi Wang Yen-Te’nin Uygur seyahatnamesindeki bilgilerle de örtüşür. Elçi, Uygur evlerinin beyaz badanalı olduğunu söylemektedir ve bu durum duvar resimleriyle doğrulanır. “çatı” ise duvar resimlerinde kıvrımlı
saçaklara sahip bir şekilde resmedilmiştir. Bu bakımdan evlerin çatı mimarisinde Çin etkisinden bahsedilebilir. Bu düşünce sivil belgelerde “çatı” anlamında kullanılan Çince lan sözcüğünün ödünçlenmiş olmasıyla desteklenebilir. Öyle ki Çin tarzı çatı mimarisi sadece şeklen alınmakla kalmamış aynı zamanda Uygurcanın söz dağarcığına da girmiştir.

Uygur yerleşik yaşamına ışık tutan bir başka unsur ise metinlerde “kiler, depo, ambar” anlamlarında karşımıza çıkan sözcüklerdir. Ernte1 metninde kӓrӓm13 olarak karşımıza çıkan bu unsur “kiler, ambar” olarak anlamlandırılmıştır. Ancak buradan kӓrӓm’in evin içinde mi yoksa dışında mı yer aldığına dair bir bilgiye ulaşılamamaktadır:

98. toşḳan bolzun kedirdin turup 99. kördӓçikӓ kӓrӓgüçӓ köẓünẓün 100. kӓrӓmkӓ saŋḳa ḳudsa tur- “(98) dolmuş olsun batıda durup (99) gördüğünde çadır gözüksün (100) kilere ambara dökse” (Ernte1).

kӓrӓm’in dışında açıġ14 da metinlerde “ambar, depo” anlamlarında kullanılmıştır. Aşağıda alıntılanan Mi14 metninde geçen açıġ sözcüğünün kişilere has bir ambar olmadığını görüyoruz:

1. biçin yıl birygrminç ay on yaŋıḳa biz 2. basa tmir kӓd tş açıġḳa ḳud- 3. –ar arpa kümüşintӓ ‘ӓdgü unınta- 4. –ḳı bir şıġ iki küri arpanıŋ 5. üç stır altı baḳır kümüş 6. altımız bu arpa-nı açıġḳa kӓlür- 7. –ip birürbiz “(1) Maymun yılı on birinci ay(ın) onunda biz (2) Basa Tmir ve Kӓd Tş ile ambara dökül- (3) -en arpanın (bedeli olan) gümüşünden iyi unun da (4) bir şıġ iki küri arpanın (bedeli olan) (5) üç stır altı bakır gümüşü (6) aldık. Bu arpayı depoya getir- (7) -ip veririz.” (Mi14).

Metinlerde oldukça sık karşımıza çıkan “ambar, depo” anlamındaki bir başka sözcük ise saŋ15’dır. Ernte1 metninde kӓrӓmkӓ saŋḳa şeklinde ikileme şeklinde kullanılan bu sözcük, Ernte2 metniyle Mi15’te de bu anlamda geçmektedir. Sözcük, Ernte2 metninde saŋ oru ikilemesiyle görülmektedir:

61. [sa ….] kölüklӓri yüz bolup 62. sŋları oruları miŋ toşẓun “(61) […] yük hayvanları yüz (lerce) olup (62) ambarları bin(lerce) dolsun” (Ernte2) Mi15’te saŋ sözcüğü yalnız geçmektedir:

1. ıt yıl çaxşpat at beş otuzḳa inӓçi-niŋ 2. saŋḳa ḳuḍġan üç (?) küri ü’rni mӓn iliçük 3. ḳutluġ bürt biz ikigü altım bu tamġa biz 4. ikigünüŋ ol “(1) Köpek yılı(nın) son ayı(nın) yirmi beşinde İnӓçü’nün (2) ambara dökdüğü üç küri darıyı ben İliçük (3) ve Ḳutluġ Bürt, biz ikimiz aldık. Bu tamga biz(im) (4) ikimizindir.” (Mi15).

Uygur sivil belgelerinde “ambar, depo” anlamlarında karşımıza çıkan kӓrӓm, açıġ ve saŋ sözcüklerinin anlam farklılıkları metinlerde çok açık değildir. Bu sebeple yayımlayanlar sözcüklerin anlamlarını hemen hemen aynı sözcüklerle açıklamışlardır. Ancak bu sözcükler içinde yer alan kӓrӓm sözcüğünün genel bir “ambar, depo” anlamından ziyade “kiler” anlamında geçmesi diğerlerine göre Uygur yaşamında daha özellikli bir yapı arz ettiğini gösterir. Sivil belgelerde geçen bu “ambar, depo” anlamındaki sözcüklerin mimarî yapıdaki yeri ve özellikleri,
arkeolojik kazılarla daha iyi anlaşılmıştır. Özerdim’in Stein’dan alıntıladığı şu kısımda Uygur mimarisinde “depo”nun yaşam alanına katkısı şöyle özetlenmiştir: “Karahoca’nın on mil güneyinde ‘Cong-hisar’ (büyük-hisar) harabelerinde küçük kemerli odalar, bodrumlar ve birbiri ardına gayrimuntazam bir halde sıralanmış odalar bulunmuştur. Bu tarz yapı soğuğa, rüzgâra ve güneşe karşı idi.” (Özerdim 1958: 112).

Sivil Uygur belgelerinde karşımıza çıkan başka bir iç unsur ise “hücre, odacık” anlamında kullanılan piryan16’dır. Aşağıdaki alıntılanan metinde Toynak Şilӓ’nin kendi hücresinden bahsedişi aslında piryan’ın kişisel bir yapıya ait olan bir yaşam alanı olduğunu gösterir:

10. […] mӓn 11. toynaḳ şilӓ ymӓ minitӓ soŋ piryanımtaḳı 12. nӓgü orpaḳım tӓlüküm bar ӓrsӓr oġulum 13. smbodu bilӓ tüz ülӓşip alzunlar “Ben, Toynaḳ Şilӓ, benden sonra hücremde ne kadar pılım pırtım var ise, oğlum Sambodu ile doğru (şekilde) paylaşıp alsınlar. ” (Ad02).

Li Te-Yü’nün mektupları da Uygurlardaki bir iç mekân olarak saray yaşamının izini sürmemizi sağlar. 866 yılında Beşbalık bölgesine kaçan Uygurlar bahsinde Uygur sarayındaki karışıklıktan bahsedilir (Wen-Shen 1967: 198). Uygurlardaki saray oluşumuna ışık tutan bu ifade, bu tarihin çok sonrasında da sivil belgelerde bir iç unsur olarak karşımıza çıkar. Metinlerde geçen “ambar, hazine odası” anlamına gelen aġılıḳ17 ve ḳıznaḳ18’ın saraya ait mekânlar sınıfında olduğunu görmekteyiz:

ḳıznaḳ sözcüğünün anlamı aşağıdaki metinde çok açık olmasa da genel bir “hazine, depo” anlamında geçtiği görülmektedir. Çünkü bahsedilen durum bir borçlu olma meselesidir:

1. yırn[=yılan] yıl altınç ay sӓkiz yaŋıḳa mӓn ḳutluġ 2. ygӓn tongatan yüz ḳanpu alġu ӓrti bir XW 3. ӓlig ḳanpuḳa ḳoço(?)taḳı ḳıznaḳḳa 4. sayu iki yoġun böz kirür “(1) Yılan yılı altıncı ay(ın) sekizinde ben Ḳutluġ (2) Ygӓn Tonga’dan 100 ḳanpu alacak idim. 1 … (3) 50 ḳanpuya Ḳoçodaki ambara her iki büyük bez girer.”(Lo04). aġılıḳ sözcüğü ise metinlerde “hazine” anlamında karşımıza çıkar:

16. … bu yerniŋ sıçısı öŋtün 17. yıŋaḳ aġılıḳ sanlıḳ yer küntün yıŋaḳ ymӓ aġılıḳ18. sanlıġ yer kiḍin yıŋaḳ ymӓ aġılıḳ sanlıḳ yer taġtın 19. yıŋaḳ kiçikyӓ yeri atırar … “(16) … bu yerin sınırını; doğu (17) tarafta hazineye ait yer, güney tarafta da hazine (18) odasına ait yer, batı tarafta da hazine odasına ait yer, yine batı tarafta hazine odasına ait yer, kuzey (19) tarafta Kiçikyӓ’nin yeri ayırır.” (Sa03).

aġılıḳ sözcüğünün metinlerde geçen diğer bir anlamı ise yukarıdaki görüşümüzü daha da destekleyen “iç hazine veya saray hazinesi”dir:

12. bir altun yasduḳ oġlan tegit- 13.-lӓrkӓ birӓr kümüş yastuḳ 14. içgӓrü aġılıḳḳa bir yastuḳ 15. içgӓrü aġılıḳḳa bir at berip 16. aġır ḳıynḳa tgip sözlӓri 17. yorımazun […] “(12) Bir altın yasduḳ, genç şehzadelere (13) birer gümüş yasduḳ, (14) iç hazineye bir yasduḳ, (15) iç hazineye bir at verip, (16) ağır cezaya çarptırılıp sözleri (17) geçersiz olsun. […]” (WP01).

14. içgӓrü aġılıḳḳa bir altun yasduḳ Ḥ 15. ḳoço bӓgiŋӓ bir at balıḳ bӓgiŋӓ bir 16. ud berip aġır ḳıynḳa tӓgzün tanuḳ “(14) iç hazineye bir altın yasduḳ (15) Ḳoço beyine bir at, şehir beyine bir (16) sığır verip ağır ceza ulaşsın tanık” (WP02). Uygur sivil belgeleri bu saydığımız iç mekân unsurlarının yanı sıra dış mekân unsurlarıyla da bir yerleşik yaşam çerçevesi çizmektedir.

b.Dış mekâna ait olan yerler

1. Şehir ve planı

840 sonrası Uygurların topraklarından çıkartılmalarıyla geldikleri yeni coğrafyada şehirler kurduklarını görmekteyiz. balıḳ19 adı verilen şehirler ve o şehirlerin yerel yöneticileri metinlerde bir arada karşımıza çıkmaktadır20. Öyle ki eğer bir kişi cezaya çarptırılacak ise cezaî müeyyidelerinin bir kısmından da kurulmuş olan şehrin yerel yöneticilerine pay ayrılmaktadır. Aşağıda alıntılanan Ad01, WP02 ve Mi01 metinlerinde şehrin valisi, beyi ve danışmanı taraflar arasında anlaşmazlık sağlanması durumunda ceza ödenecek bir kurum olarak karşımıza
çıkar:

13. ögödӓy süüsiŋӓ iki yürüŋ aṭan ötünüp ambı 14. balıḳ ḍaruġalarıŋa ӓdӓrkӓ yaraşu at berip çintso 15. ayaġḳa tӓgimligkӓ birkӓ iki berip aġır ḳınḳa 16. tӓgir biz[…] “(13) Ögödӓy’in haşmetine iki beyaz deve sunup, Ambı (14) şehrinin valilerine eyere uygun at verip, saygıdeğer Çintso’ya (15) bir (oğlan) için iki (oğlan) vererek ağır (bir) cezaya (16) çarptırılırız […]” (Ad01).

15. ḳoço bӓgiŋӓ bir at balıḳ bӓgiŋӓ bir 16. ud berip aġır ḳıynḳa tӓgzün tanuḳ “ (15) Ḳoço beyine bir at, şehir beyine (16) bir sığır verip ağır ceza çarptırılsın. Tanık” (WP02).

18. ötünüp ıduḳḳutḳa bir altun yastuḳ 19. kögürüp ḳoço balıḳ ayġuçıḳa bir kümüş 20. yastuḳ berip aġır ḳıynḳa tӓgzünlӓr “sunup, Iduḳḳut’a bir altın yastuḳ sunup, Ḳoço şehrinin danışmanına bir gümüş yasduḳ verip, ağır ceza
çarptırılsınlar.” (Mi01).

balıḳ sözcüğü aşağıdaki metinde ise sahip olduğu bahçelerle karşımıza çıkar:

1. ḳoyın yıl aram ay on sӓkizkӓ biz inç buḳa 2. aruġ ikӓgü tӓrbiş apam {..} (?) ymӓ(?) ӓrgӓntӓ bitig 3. bertimiz ӓrti ḳoçotaḳı taysaŋ borluḳ balıḳ 4. borluḳ taştın ḳaç bölük yerniŋ saṭaġı 5. altı yüz yasduḳ çao içindin yüz yasduḳ berip “Koyun yıl(ının) ilk ayı on sekizinde. Biz, İnç Buḳa (2) ve Aruḳ, ikimiz Tӓrbiş Apam {..} da(?) Ärgӓn’de senet (3) verdik. Ḳoço’daki hazineye ait bahçe (ve) şehre ait (4) bahçe dışındaki birkaç parça yerin bedeli (olan) (5) 600 yastuḳ çav içinden yüz yastuḳ(ını) verip” (Mi17).

Metinlerde karşımıza çıkan bir diğer şehri ifade eden sözcük ise kӓn (=kӓnt)21’dir. Sadece bir kez belirlenen bu sözcük şu şekilde görülmektedir. 4. ḳul küŋ yolınta yӓnӓ teginniŋ kӓn- 5. –tin yinӓ ḳayaḳa yantut bolmış nӓgü kim 6. yolınta sӓvinç buḳa munta yoḳ ӓrsӓr “(4) Kul cariye yolunda yine prensin kentini Yinӓ Ḳaya’ya karşılık olmuş. Nasıl ki Sӓvinç Buḳa burada yok ise” (WP06).

Uygurlar tarafından kurulmuş olan bu şehirler “cadde, sokak” anlamını taşıyan ḳay22’larla çevrilidir ve bu yapılar sınır belirten bir unsur olarak kullanılmıştır:

2. ymӓ tükӓl altım bu ӓvniŋ sıçısı ḳapıgı 3. ulug ḳayda ol öŋtün yıŋaḳ sırtıgçı taz(?)nıŋ 4. ӓvi ol altın yıŋaḳ bӓdizçi ḳapootu 5. yıŋaḳ yitmiş tonga ӓvi bu ӓv içintӓ sası yaḳşısı tükӓl ol “(2) Ben (Külüg) eksiksiz, tam aldım. Bu evin sınırı, kapısı…(3) büyük caddededir. Doğu tarafındaki Sırtıgçı Taz’ın (4) evidir. Kuzey taraf(taki) Bӓdizçi Ḳapootu’nun (evidir). (5) (…) taraf Yitmiş Tonga’nın evi(dir). Bu ev(in) içinde kilidi anahtarı tamdır.” (Sa18).

Sivil belgelerin sunduğu şehir planı arkeolojik çalışmalarla da uyuşmaktadır: “Kazılardan, şehrin kare şeklindeki büyük meydanı, etrafını çeviren duvar ve kuleleri ve büyük iki caddesi meydana çıkmıştır. Bu caddelerden biri doğudan batıya, diğeri de güneyden kuzeye uzanıp, sonra her ikisi de şehrin merkezinde birleşmektedir.” (Özerdim 1958: 110).

Uygur şehir hayatının bir başka unsuru ise köprüg23’dür. Mi28 metninde karşımıza çıkan bu sözcüğün taş köprüg söz öbeğiyle belirlenmesi köprünün ana malzemesinin ne olduğu hakkında da bilgi vermektedir:

1. bars yıl törtünç ay ygrmikӓ maŋa tölӓk tӓmürkӓ sanlıg 2. tıyuḳtaḳı taş köprügnüŋ öŋdün sıŋarḳı tӓgẓintürü 3. tamlıg ḳavlalıḳımnı yӓnӓ çanggur agıztaḳı yeti kürilig yerimni “(1) Kaplan yılı, dördüncü ayın yirmisi. Bana, Tölӓk Tӓmür adlıya (2) Tıyuk’taki taş köprünün doğusundan sınıra ulaşıncaya (3) duvarlı sebze bahçemi yine Çanggur Agız’ındaki yedi ölçekli yerimi (…)” (Mi28).

2. Tarım alanları ve planı

Bir ülkenin yaşam koşulları; içinde bulunduğu coğrafî konum, toprağın yapısı ve verimliliği, su alanlarına yakınlığı ve iklimin elverişliliği ile doğrudan ilişkilidir. Tüm bu faktörlerin bir araya gelmesi Uygurlarda tarımın önemli bir uğraş olduğunu akla getirir. Uygur sivil belgeleri de Uygurlarda tarımın oldukça planlı bir şekilde işlediğini göstermektedir. Sivil belgelerde tarım alanları için kullanılmış olan sözcükler bunun başlıca kanıtlarından biri olarak görülebilir24.

Uygurlarda genel olarak tarlaya verilen adlar arasında tarıġlaġ25 ve ḳıra, ḳıraa26 karşımıza çıkmaktadır:

27. tarıġlaġ yerlӓrniŋ eṭmӓkin amıradaçı 28. irmӓgürmӓkig aḳladaçı ala tigükӓ 29. tӓgürmӓdin bürürdӓçi sönüksüz idi “(27) Tarla yerlerinin hazırlanmasına sevinen (28) tembellik(ten) nefret eden karışık bir parçaya (29) ulaşmadan sıkıştıran daimî idi.” (Ernte1).

3. üç tört yıllartın bӓrü bӓklӓmiş 4. taŋlançıġ ӓḍgü bo tarıġlaġ yerlӓrkӓ 5. tarıġın uruġın saça turup 6. tarġıl ḳıẓıl öküzlӓrig 7. tartıp kӓlürüp sapanḳa ḳoşṭurup “(3) üç dört yıldan beri beklemiş (4) hayret verici (şekilde) iyi (olan) bu tarla yerler(in)e (5) darıyı tohumu saçarak (6) dağıt! Kızıl öküzleri (7) çekip getirip sabana koşturup” (Ernte2).

Metinlerde oldukça fazla geçen ḳıra, ḳıraa ise şu şekillerde karşımıza çıkmıştır:

4. yӓnӓ törtkil çuġdaḳı tört şıġ yerimni yӓnӓ povu(?) ḳıra- 5. –daḳı üstün çӓçӓklikdӓki altı şıġ yerimni yӓnӓ altın 6. çӓçӓklikdӓki tört şıġ yerimni: maŋa sanlıġ bu munça yerlӓr- 7. –imni maŋa tölӓk tӓmürkӓ yuŋluḳlıḳ çao yastuḳ kӓrgӓk bolup “(4) ayrıca Törtkil Çuġ’daki 4 şıġ arazimi, yine Povu tarlasındaki (5) yukarı çiçeklikteki 6 şıġ arazimi yine aşağı (6) çiçeklikteki 4 şıġ arazimi bana ait bu kadar arazilerimi (7) bana Tölӓk Tӓmür’e kullanmaya çav yastuḳ gerek olup” (Mi28).

Metinlerde Uygurların genel olarak adlandırdıkları tarlalar dışında “tarla parçası” anlamında atız27 sözcüğünü de kullandıkları görülmektedir. Mi32 metni baştan ve sondan oldukça hasarlı olsa da bӓdük atız “büyük tarla parçası” ibaresinin bu metinde sıkça geçtiğini görmekteyiz. Yine benzer bir yapı olarak uluġ atız da Sa03 metninde sıkça geçmektedir. Bunun dışında atız sözcüğünün yalnız geçtiği örnekler de bulunmaktadır. Bunlardan biri RH02 metnidir:

1. ıt yıl üçünç ay beş yaŋıḳa maŋa 2. atız –yer- yaḳaḳan krgӓk boltı altm matay3. sözlӓştimz ḳoço kidin yoryur ḳırḳ “(1) Köpek yılı, üçüncü ayın beşinde, bana (2) tarla parçası kiralamak için gerekli Altm Matay (?) (3) sözleştik. Ḳoço tarafında geçerli 40” (RH02).

Uygurlarda tarla niteliklerini ifade eden sözcükler ise “anızı sökülmemiş tarla” için kullanılan ӓŋiz28 ve “işlenmiş tarla” anlamındaki külӓy29 dir.

ӓŋiz sözcüğü daha çok kiralama belgelerinde geçmektedir. Bunlardan bir örnek şöyledir:

1. taḳıġu yıl ikinṭi ay sӓkiz ygrmikӓ 2. maŋa ilçikӓ tarıġ tarıġu yer kӓrgӓk 3. bolup ḳayımḍunıŋ yol toġantaḳı yarım 4. ӓŋiz yerin anuḳḳa tuṭtum “(1) Tavuk yılı, ikinci ay(ın) on sekizinde (2) Bana, İlçi’ye darı ekmek için arazi gerek (3) olup Ḳayımḍu’nun Yol Toġan’daki yarım (4) anızı sökülmemiş tarlasını kiraladım.”(RH07).

külӓy ise sadece bir metinde belirlenmiştir:

1. biçin ay ram ay iki 2. maŋa tınsıduḳa yer kӓrgӓk 3. çikӓztӓki tarıġ nӓṭӓg 4. külӓy yazlıġ küzlüg 5. yarım şıġ tarıġ iki 6. ür yaḳa birgü kӓrӓk(?) “(1) Maymun yılı, ilk ay(ın) iki(nci) gününde (2) Bana, Tınsıdu’ya arazi gerek olup (3) Çikӓz’deki darı nasıl (4) işlenmiş tarla yazlık güzlük (5) yarım şıġ darı, 2 küri (6) darı kira karşılığı vermeye” (RH06).

Sivil belgelerde tarla çeşidini belirten bu kadar çok sözcüğün var olmasının elbette tarımın yoğun bir uğraş olmasıyla ilgilidir. Gerçekten de Turfan Uygur şehirlerinden Beşbalık, “Turfan havzası ile Çungarya havzası arasında uzanan Tanrı dağlarının (Tien Şan) doğu kanadı Bogda dağlarının (5445 m.) kuzey eteklerinde, bu silsileden inen akarsuların yığdığı bir piemont ovasında, buzullarla beslenen ırmakların suladığı vahalarda kurulmuş şehirlerden biridir.” (Erinç 1992: 551-552). Kaşgar’ın “Toprağı kumlu ve balçıklıdır, fakat çok iyi bir şekilde sürülmüş
olduğundan iyi mahsul alınır. Çiçek ve meyveleri boldur.” (Özerdim 1951: 107). Hoten’de ise durum pek farksız sayılmaz: “Hoten Derya’ya bağlı kanallarla sulanan bölge topraklarında meyvecilik, bağcılık ve pamukçuluk gelişmiştir.” (Taşağıl 1998:251). Adı geçen tüm bu şehirlerin özellikleri Turfan Uygurlarında tarlaya ad olan
sözcüklerin çeşitliliğine sebep olmuştur. Ayrıca bu coğrafyada toprağın verimliliği ve iklim şartlarının uygunluğu tarımı destekleyen bir unsur olarak karşımıza çıkar.

Sivil belgeler aracılığıyla Uygurların sulamalı tarımı bildiklerini de gözlemlemekteyiz. Bu konuya ilişkin sözler suvaḳ
30 “sulama kanalı” ve suvaḳlıġ31 “sulama kanallı, ark” şekillerinde karşımıza çıkar. suvaḳ ve suvaḳlıġ sözcüklerinin
metinlerde ögӓn “dere, nehir” sözcüğüyle sık sık bir arada geçtiğini görmekteyiz. suvaḳ sözcüğü Sa13 metninde suvaḳ ögӓn “sulama kanalı” şeklinde geçmektedir.

suvaḳlıġ ise metinlerde oldukça sık rastlanan bir sözcüktür. Sözcüğün ilgi çekici olan tarafı ise ya ögӓn “dere, nehir” ya da köl “göl” sözcükleriyle beraber kullanılışıdır. suvaḳlıġ sözcüğünü Sa03, Sa04, Sa09 ve Sa10 metinlerinde ögӓn üzӓ suvaḳlıġ yer ibaresiyle görmekteyiz. Burada anlatılmak istenen hiç şüphesiz “nehir kıyısında veya yakınında sulanabilir bir arazi”dir. Sa10 metninde ilgili kısım şöyledir:

1. taḳıġu yıl aram ay alṭı yaŋıḳa maŋa sada-ḳa yuŋluḳlıḳ 2. böz kӓrgӓk bolup suldan a///tın yüz iki baġlıḳ uẓun ḳarıta 3. böz alıp şuikü ögӓn üzӓ suvaḳlıġ surya birlӓ ülüşlüg 4. maŋa tӓgӓr alṭı ӓr kömӓr borluḳumnı suldan PYM-ḳa toġru tomlıṭu 5. saṭtım … “(1) Tavuk yılı, ilk ay(ın) altıncı gününde, bana Sada’ya kullanmak için (2) böz gerek olup Sultan A///’dan 100 (adet) çift katlı uzun ölçüde (3) böz alıp Şuikü kanalındaki sulamalı, Surya ile hisseli (4) bana ait 6 amelelik bağımı Suldan PYM’ye usulüne uygun olarak (5) sattım.” (Sa10).

WP04 metninde ve Mi25 metninde ise köl üzӓ suvaḳlıġ yer “göl yakınında(ki) sulama kanallı yer” ibaresini görmekteyiz:

20. ///i şıġ kösür yer 21. köl üzӓ suvaḳlıġ on şıġ yer 22. bu yerlӓrni sıḳıdu mӓdiz bilӓ 23. tӓŋ yezün “(20) ///i şıġ toprak arazi (21) gölde sulama kanallı 10 şıġ arazi (22) bu arazileri Sıḳıdu, Mӓdiz ile (23) eşit kullansın.” (Mi25).

Buradan görülebileceği gibi Turfan Uygurlarının nehir, göl gibi su kaynaklarından, kanallar vasıtasıyla su taşıyarak suyun daha az olduğu alanlarda da tarıma elverişliliği arttırmak adına çeşitli faaliyetlerde bulundukları anlaşılmaktadır. Sulama tekniğinin varlığı sadece tarım yapmayı kolaylaştırmakla kalmaz aynı zamanda alınan ürünün verimini de artırmayı sağlar. Uygur sivil belgelerinde geçmemesine karşılık Uygurlarda konuyla ilgili olarak anmamız gereken kariz olarak adlandırılan yer altı su kanallarını da görmekteyiz. A. v. Le Coq, TurfanKarahoça’ya yaptığı ikinci keşif seferinde kariz’in daha çok Budist dönemde mi yoksa yeni dönemin mi bir girişimi olduğuna karar vermeye cesaret edemediğinden bahseder ve hala bu tür kariz’lerin inşa edildiğini, hatta Kumul’daki ziyareti
esnasında Turfan’dan bir su çiftçisinin Kumul’un kralı için birkaç kariz yaptığı bilgisini ekler (Coq 1926: 38). Buradan gerek suvaḳ gerekse kariz kavramlarının varlığının Uygurlarda geçmişten günümüze sulama faaliyetlerinin varlığına birer işaret olduğu sonucuna ulaşıyoruz.

Metinlerden Uygurların bağ bahçe kültürüne dair bilgilere de ulaşmaktayız. Uygurların hasadı yapılan ürünlerin ekiminin yanında süs bitkileri yetiştirdiklerini de görmekteyiz. baġ32, borluḳ33, ḳavlalıḳ34 sözcükleri bize Uygur tarım alanları ve ürünleri hakkında bilgi verirken; çӓçӓklik35 sözcüğü ise Uygurlardaki çiçek yetiştiriciliğine ışık tutar.

27. yeriŋӓ suvıŋa baġıŋa borluḳ- 28. –ıŋa nӓgüsiŋӓ kimiŋӓ basa inç 29. ḳyani oġlum /////(.)P anıŋ ӓdiŋӓ 30. tvarıŋa nӓsiŋӓ kimiŋӓ bu bitig- 31. –tӓki bermiş “(27) yerine suyuna bahçesine üzüm bağına (28) neyine kimine bundan başka İnç (29) ḳya’yı ///// (.)P onun (30) malına nesine kimine bu yazıdaki vermiş.” (WP06).

Metinlerde geçen ḳavlalıḳ’ın etrafının duvarlarla çevrili olduğunu görmekteyiz:

1. bars yıl törtünç ay ygrmikӓ maŋa tölӓk tӓmürkӓ sanlıg 2. tıyuḳtaḳı taş köprügnüŋ öŋdün sıŋarḳı tӓgẓintürü 3. tamlıg ḳavlalıḳımnı yӓnӓ çanggur agıztaḳı yeti kürilig yerimni “(1) Kaplan yılı, dördüncü ayın yirmisinde. Bana, Tölӓk Tӓmür’e ait (2) Tıyuk’taki taş köprünün doğu tarafındaki etrafı çevrili (3) duvarlı sebze bahçemi yine Çanggur Agız’daki 7 kürilik yerimi (…)” (Mi28).

4. yӓnӓ törtkil çuġdaḳı tört şıġ yerimni yӓnӓ povu(?) ḳıra- 5. –daḳı üstün çӓçӓklikdӓki altı şıġ yerimni yӓnӓ altın 6. çӓçӓklikdӓki tört şıġ yerimni: maŋa sanlıġ bu munça yerlӓr- 7. –imni maŋa tölӓk tӓmürkӓ yuŋluḳlıḳ çao yastuḳ kӓrgӓk bolup “(4) ayrıca Törtkil Çuġ’daki 4 şıġ arazimi, yine Povu tarlasın- (5) -daki yukarı
çiçeklikteki 6 şıġ arazimi, yine aşağı (6) çiçeklikteki 4 şıġ arazimi, bana ait bu kadar arazi- (7) –mi, bana Tölӓk Tӓmür’e kullanılacak çav yastuḳ gerek olup” (Mi28). Metinlerde karşımıza çıkan bir başka unsur ise tahıl saklanan çukur için kullanılan ora36’dır:

95. ḳumlayu ḳovẓun ḳorum ḳaya 96. tӓg yıġılẓun taġ tӓg tӓlim 97. buġday bolzun oraḳa ḳoymazḳan 98. toşḳan bolzun kedirdin turup 99. kördӓçikӓ kӓrӓgüçӓ köẓünẓün “(95) kum gibi sürsün kaya (96) gibi biriksin dağ gibi çok (97) buğday olsun tahıl saklanan çukura koymazken (98) dolmuş olsun batıda durup (99) gördüğünde çadır gözüksün” (Ernte1).

Sonuç

840 yılında ülkelerini terk etmek durumunda kalan Uygurlar, batıya ve güneydoğuya göçerek yerleştikleri coğrafyada kültür seviyesi oldukça yüksek olan devletler kurmuşlardır. Bu coğrafya, Uygurlardan önce de birçok topluluğa ev
sahipliği yapmış ve içerisinde birçok kültür katmanını barındırmıştır. Bölgenin bu denli çok kültürlü oluşu ve ikliminin uygunluğu Uygurların burada yerleşik bir hayata başlamalarına ortam hazırlamıştır. Uygurların yerleşik yaşamı seçmelerinde elbette bunun dışında başka birçok faktör vardır. Ancak tabiatın uygunluğunun bunların arasında en önemli etken olduğu açıktır. Kendilerinden sonrakilere çok fazla yazılı kaynak bırakmış olan Uygurlar, özellikle sivil belgelerle dönemin sosyal yaşantısına ışık tutmuşlardır. Gerçekten de sivil belgeler incelendiğinde Uygur şehir yaşamına dair çok fazla söz varlığı bulunmaktadır. Bu söz varlığı, çalışmamızda, iç mekân unsurları ve dış mekân unsurları şeklinde iki başlıkta incelenmiş ve hem dönemin seyahatnamelerinde geçen bilgilerle hem de arkeolojik çalışmalarla desteklenmiştir. Söz varlığı bize Uygur sivil yaşamında yaşam alanlarının adlandırılmasından iç unsurlarına kadar geniş bilgi vermektedir. Ancak söz varlığında yaşamla ilgili tüm sözlere rastlandığı söylenemez. Çünkü bu söz varlığı yeri geldiğinde anılmaktadır. Çoğu zaman bir satış belgesinde bazen de bir miras belgesinde geçen sözcükler Uygurların sosyal hayatta nelerle iç içe olduğunu özetler.

Bu söz varlığının en önemli göstergesi şüphesiz sözcüklerin kökeni meselesidir. İncelenen metinlerden ortaya çıkan söz varlığından sa, yaḳşı, alaçu, lan, saŋ, piryan, ḳıznaḳ, kӓn (=kӓnt), ḳay, ḳıra, ḳıraa, baġ, ḳavlalıḳ gibi sözlerin yabancı kökenli olduğunu görüyoruz. Bu durum Uygur mimarisindeki yabancı etkisini göstermektedir. Özellikle sa, yaḳşı, lan, kay gibi sözcüklerin komşu dillerden alıntılanması Uygur mimarisinin çevre kültürlere kapalı bir yapıda olmadığını ve mimaride Çin tesirinin etkili olduğunu göstermektedir. Uygurlarda –sivil belgeler ışığında- çizilen yaşam alanlarının görüntüsünün bu dönemden kalma duvar resimleri ve seyyahların seyahatnamelerindeki bilgilerle
uyuştuğunu görmekteyiz. Uygur evleri, duvarları, kapıları, kapıların kilitleri, çatıları olan, kiler ve depolarıyla bir bütünlük oluşturan mimari yapılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Caddelerle bölümlendirilmiş, büyük kapılar ve taş köprülerle süslenmiş Uygur şehirlerinin oldukça düzenli ve bayındır bir görünüm arz ettiği anlaşılmaktadır. Tarım ise hem hasadı yapılan ürünlerin hem de süs bitkilerinin yetiştiriciliği ile oldukça ileri durumdadır. Öyle ki tarım alanlarının verimliliği için sulama tekniğinin yoğun olarak kullanıldığı belirlenmiştir. Tüm bu unsurlar, Türk tarihinde yüksek kültür seviyesine ulaşmış olan Uygurlardaki yerleşik yaşamın yazılı kaynaklara ne denli yansıdığının göstergesidir.

Açıklamalar:

1 Tasnif için bkz. Tezcan 1984.
2 Tarihlendirme için ayrıca bkz. Clark 1980.

3 Çalışmanın korpusunu oluşturan Uygur sivil belgelerinin imlâsında sadeleştirmeye gidilmiştir ve metinlere atıf yapılırken yeni okuma şekilleri dikkate alınmıştır. Uygur sivil belgeleriyle diğer din dışı metinlerin hepsinin söz varlığının incelendiği çalışma için de ayrıca bkz. Civelek 2005.

4 ӓv SUK Sa18-2,5,6,7,13,21, WP10-2-7, WP04-24, Mi05-2, Sa18-4,5, WP01-5, Em01- 10,11,12, Sa12-13, WP02-12 ve Ad03-14’ta rastlanan sözcüğün anlamı “konut, ev” şeklinde verilmiştir. EDPT’de temelde “oturulan yer” olan “ev, mesken” anlamlarıyla geçen bu sözcüğün (Clauson 1972: 3), tarihî ve çağdaş Türk dillerinde bazı ses
değişiklikleriyle aynı anlamda yaşadığını görmekteyiz.

5 bark SUK’ta Em01-10, Ad03-14 ve Sa12-13’te ve hepsinde de ӓv barḳ ikilemesiyle geçen bu sözcüğün anlamı için “ӓv” sözcüğü ile karşılaştırılması istenmiştir. EDPT’de sözcüğün bar isminden geldiği “taşınabilir mal, eve ait eşyalar” anlamında ve tek başına hemen hiç görülmeyen bu sözcüğün “ev ve eve ait eşyalar” anlamındaki ev bark
ikilemesiyle kullanıldığı belirtilmiştir (Clauson 1972: 359).

6 sa SUK Sa18-6’da sası yaḳşısı şeklinde ikileme olarak geçen bu sözcüğün kökeninin Çince suo olduğu belirtilmiş ve anlamı ise “kilit” olarak verilmiştir. EDPT’de so şeklinde görülen sözcüğün Çince’den alıntılandığı ve “zincir, kilit” anlamını taşıdığı belirtilir (Clauson 1972: 781). yaḳşı SUK Sa18-6’da sası yaḳşısı şeklinde ikileme şeklinde geçen bu sözcüğün Çince yao chi’den alıntılanmış olduğu belirtilmiş ve anlamı ise “kilit, anahtar” şeklinde verilmiştir.

7 ḳapıġ Ernte2-68 ve SUK Lo03-3, Mi20-13 ve Sa18-2’de geçen bu sözcüğün anlamı “kapı” şeklinde geçmektedir. EDPT’de sözcük *kap-ıġ şeklinde tahlil edilmiş ve bu sözcüğün ikinci ünlüsünün esasen –ı- ile olduğu, Manihaist Uygur metinlerinde ise –aşeklinde olduğu ve sonraları dudak ünsüzünün etkisiyle –u-‘ya değiştiği belirtilmiştir (Clauson 1972: 583).

8 alaçu SUK Sa06-3 ve Sa06-4’te iki kez geçmiş olan bu sözcük “kulübe, baraka” olarak anlamlandırılmıştır. EDPT’de sözcük, ala:çu şeklinde gösterilerek sözcüğe “çadır, kulübe” anlamı verilir. Sözcüğün daha sonraları –k sesiyle bitişindeki tutarsızlığın alıntı sözcük olmasından kaynaklandığı eklenir (Clauson 1972: 129). Sözcüğün eski bir alıntı kültür sözcüğü olduğuna ve tarihî ve yaşayan Türk dillerindeki şekilleriyle etimolojik açıklamalarına TMEN II’de değinilmiştir (Doerfer II 1965: 97).

9 ӓndӓk Sözcüğe Ernte1-44’te “çatı, dam” anlamında rastlanmıştır. EDPT’de tek şekil olarak belirtilen sözcüğe DLT’de “satıh, bir nesnenin üst yanı” anlamlarında rastlandığı belirtilmiştir (Clauson 1972: 177).

10 lan SUK WP04-17’de geçen bu sözcüğün anlamı “bir tür çatı, ahşap örtü” şeklinde verilmiş ve köken bakımından Çince lan’dan geldiği belirtilmiştir. Sözcüğe EDPT’de rastlanmaz.

11 tam SUK Sa13-10 ve Sa15-1’de geçen bu sözcük “duvar” anlamında verilmiştir. EDPT’de esasen “(tuğladan veya çamurdan yapılmış) duvar” anlamı verilen sözcüğün bugün bütün modern dillerde yaşadığı ve anlam genişlemesine uğradığı belirtilir (Clauson 1972: 502).

12 tamlıġ SUK Mi28-3’te geçen bu sözcüğe “duvarlı” anlamı verilmiştir. Yapısı bakımından tam+lıġ olduğu açık olan sözcük hakkında EDPT’de Uygurca örneğe işaret edilir (Clauson 1972: 506).

13 kӓrӓm Ernte1-100’de soru işareti konularak “kiler” anlamında olduğu belirtilen bu sözcük, EDPT’de tek biçim olarak gösterilmiş ve şüphesiz yabancı kökenli bu sözcüğün belki Toharcadan olduğu belirtilmiştir (Clauson 1972: 745). Sözcük, tarihî Türk dillerinden Karahanlıca’da, DLT’de “izbe, yer altında kazılmış olan izbe” (Atalay-I 1985: 398) şeklinde geçer.

14 açıġ SUK Mi14-2, 6’da tespit edilen bu sözcüğün anlamı yayımlayanlar tarafından “ambar, depo” şeklinde verilmiştir ve Çince saŋ, tsaŋ ile karşılaştırılmıştır. UigWb ve EDPT’deki anlam, metindeki anlamla uyuşmaz. Sözcüğe tarihî Türk dili alanında bu anlamda rastlanmamıştır.

15 saŋ Ernte1-100, Ernte2-62 ve SUK Mi15-2’de geçen bu sözcük “ambar, depo” anlamlarında Çince zàŋ sözcüğünden alıntıdır.

16 piryan SUK Ad02-11’de “hücre, odacık” şeklinde anlamlandırılan bu sözcüğün kökeni yayımlayanlar tarafından Toharca paryāṃ olduğu belirtilmiştir.

17 aġılıḳ SUK Sa03-17(2), 2, Sa11-18, WP01-14,15 ve WP02-14’te geçen bu sözcüğün anlamı “ambar, hazine odası” şeklinde verilmiştir. Sözcüğün yapısının aġı +lık şeklinde olduğu açıktır. EDPT’de sözcüğün Budist teknik terminolojisinde, Çince t’saŋ’ın tercümesi olan sözcüğün Sanskritçesi garbha “hazine” şeklindedir (Clauson 1972: 86).

18 ḳıznaḳ SUK Lo04-3’te geçen bu sözcüğün anlamı “hazine odası” şeklinde verilmiştir. EDPT’de kaznak şeklinde ve “hazine” anlamında verilen sözcüğün, Arapça bir sözcük olan xazīna’nın, Türkçenin bazı Orta İran dillerinden ve benzeri dillerden ödünç aldığı ve kaznak haline gelmiş bir sözcük gibi göründüğü belirtilir (Clauson 1972: 684).

19 balıḳ SUK Ad01-14, WP02-15, Mi01-19, Mi17-3 ve Mi25-19’da geçen bu sözcüğün anlamı “şehir” olarak verilmiştir. EDPT’de sözcüğün “şehir” anlamı verilerek, Eski Türkçede bir yer adı ile birleşik olarak kullanıldığı ve Moğolca’da balağasun (çoğulu balağad) olduğu belirtilmiştir (Clauson 1972: 335).

20 Özellikle balık kavramı için E. Esin’in “Balıq and Ordu. The Early Turkish Circumvallations, in Architectural Aspects” isimli makalesine bakılabilir. Esin, bu yazıda tarihsel süreçte hem edebî ürünlerde hem de sanat eserlerinde balık ve ordu kavramlarının izini sürerek mimarî yapı hakkında bilgi vermektedir. (Esin 1983: 168-208).

21 kӓn (=kӓnt(?)) SUK WP06-4’te geçen bu sözcüğe “şehir” anlamı verilmiştir. EDPT’de sözcüğün Soğdca knḏ sözcüğünden alıntı olduğu ve genelde kent “köy, küçük yerleşim bölgesi” şeklinde çoğu modern dillerde yaşadığı belirtilmiştir (Clauson 1972: 724).

22 ḳay SUK Sa18-3,13’te geçen bu sözcüğün anlamı “cadde, sokak” anlamında verilmiştir. Ayrıca EDPT’de “cadde, sokak” anlamındaki sözcüğün “cadde” anlamındaki Çince chieh sözcüğünden alıntı olduğu ve eski Çincedeki şeklinin ḳāi olduğu belirtilmiştir (Clauson 1972: 674).

23 köprüg SUK Mi28-2’de geçen bu sözcüğün anlamı “köprü” şeklinde verilmiştir. EDPT’de sözcüğün köpür- eylemiyle açık bir semantik ilişkisinin olmadığı belirtilir. Aynı zamanda sözcük Moğolcada ödünçleme olarak keür’ge şeklindedir (Clauson 1972:690). Sözcüğün diğer dillerle ilişkisi için bkz. TMEN III: 585.

24 Bu noktada anılması gereken en kapsamlı çalışma Bülent Gül tarafından 2004 yılında tamamlanan Eski Türk Tarım Terimleri isimli doktora tezidir. Bu çalışmada tarihî Türk dilleri ekseninde, gerek Budist ve Manihaist gerekse İslâmî çevrede Türkçe kaleme alınmış eserlerdeki tarım terimleri hem köken bilgisi hem de semantik açıdan incelenmiştir.

25 tarıġlaġ Ernte1-27 ve Ernte2-3 metninde geçen bu sözcük “tarla” olarak anlamlandırılmıştır. EDPT’de sözcüğün tarıġ+la- eyleminden türediği belirtilerek anlamının “ekili alan” olduğu belirtilmiştir (Clauson 1972: 541; bkz. Gül 2012: 99-120).

26 ḳıra, ḳıraa SUK Sa12-3, Mi28-4, Sa02-3, WP04-6,7, Mi25-11,12, Mi25-10 ve WP04- 19’da geçen bu sözcüğün anlamı “tarla, ekin yeri” şeklinde verilmiştir. TMEN III-1598:567-568’de sözcüğün Moğolca olduğu belirtilir.

27 atız SUK Sa03-20/Sa13-9/RH02-2, Mi32-3,6,8,10 ve Sa07-21’de geçen bu sözcük “tarla parçası” şeklinde anlamlandırılmıştır. EDPT’de “küçük tarla” anlamı verilen sözcüğün güneydoğu Türk dillerinde bu ve benzeri anlamlarda kullanıldığı belirtilir (Clauson 1972:73). UigWb’de sözcüğün anlamı “kanal, sulama kanalı” ve “parsel, tarla parçası” olarak verilmiştir (Röhrborn 1988: 260).

28 ӓŋiz SUK RH07-4, RH08-4, RH10-6,11, Lo15-9, Mi20-13,14, Mi22-6, Mi32-5, Sa09-8,15, Ex02-3, RH05-7, RH06-7, RH09-3 ve RH11-5,7’de geçen “anızı sökülmemiş tarla, anız” anlamlarında geçen bu sözcük, EDPT’de aŋız “anızlı tarla” şeklinde geçen sözcüğün tarihî Türk dillerinde kullanımları verilmiştir (Clauson 1972: 191). Sözcük,
UigWb’de “anızı sökülmemiş tarla” anlamıyla verilmiştir (Röhrborn 1998: 387).

29 külӓy SUK RH06-4’te “işlenmiş tarla” şeklinde anlamlandırılan sözcük, EDPT’de yer almaz.

30 suvaḳ SUK Sa13-7’de “sulama kanalı” anlamıyla geçen bu sözcük, EDPT’de suwuk (suvuk) şeklinde geçmekte ve geçişsiz suva- eyleminden yapılan bu isimle, sözcüğün “akışkan, sıvı” anlamı kazandığı belirtilir (Clauson 1972: 786).

31 suvaḳlıġ SUK’ta suvḳlıġ şekline de yer verilen bu sözcük Sa03-3/Sa04-3,20/Sa09- 19/Sa10-3/WP04-9,20,21 ve Mi25-21 metinlerinde geçmektedir. Sözcüğün anlamı “sulama kanallı, ark” şeklinde verilmiştir. EDPT’de suvuklık şeklinde verilen sözcüğün tek biçim olduğu ve suvuk sözcüğünden geldiğini belirterek “sıvı” anlamını taşıdığı ifade
edilmiştir (Clauson 1972: 787). Ayrıca sözcüğün yapısı için bkz. Erdal I 1991: 346.

32 baġ SUK Sa16-8 ve WP06-27’de geçen bu sözcük için “bağ, bahçe” anlamları verilmiştir. EDPT’de bu Farsça bāġ sözcüğünün çok eski dönemde Türkçede “bahçe” anlamında ödünçlendiğini ancak, esasen “bağ, üzüm bağı” anlamında olduğu belirtilmiştir (Clauson 1972: 311).

33 borluḳ SUK’ta yaygın bir şekilde geçen sözcüğe “üzüm bağı” anlamı verilmiştir. Sözcüğün yapısının bor+luḳ olduğu açıktır. EDPT’de sivil Uygur belgelerine gönderme yapılarak sözcüğün anlamının “bağ, üzüm bağı” olduğu belirtilmiştir (Clauson 1972:365).

34 ḳavlalıḳ SUK Ex01-7,22,24, Mi20-14, Mi25-14 ve Mi28-3’te geçen bu sözcüğün anlamı “sebze bahçesi” olarak verilmiştir. EDPT’de ḳawlalık (veya ḳavlalık) şeklindeki bu sözcüğün muhtemelen Çinceden alıntı olduğu belirtilmiştir. (Clauson 1972: 585). Sözcüğün yapısının ḳavla+lıḳ şeklinde olduğu açıktır.

35 çӓçӓklik SUK Mi28-5,6’da geçen sözcüğe “çiçeklik” anlamı verilmiştir. Sözcüğün yapısının çӓçӓk+lik şeklinde olduğu açıktır. EDPT’de Uygur sivil belgelerinde görülen bu sözcüğün DLT ve KB’de de görüldüğüne değinilmiş ve sözcüğün anlamı “çiçek bahçesi” şeklinde verilmiştir (Clauson 1972: 402).

36 ora Ernte1-97’de geçen sözcük “tahıl saklanılan çukur” anlamındadır. EDPT’de “toprağa kazılmış bir depolama çukuru” anlamı verilen sözcüğün aslında son ünlüsünün –o olmasına karşın (-a, -o, -u) son ünlüleriyle kuzey-batı ve güney-batı Türk dilleri hariç çoğu Türk dilinde yaşadığı belirtilmiştir (Clauson 1972: 197).

Kısaltmalar

DİA: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
DLT: Dīvānu Luġāti’t-Turk, bkz. Atalay 1939-1943
DTCF: Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi
EDPT: An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish, bkz. Clauson 1972
Ernte1: Ein uigurischer Erntesegen, bkz. Zieme 1975
Ernte2: Ein weiterer uigurischer Erntesegen, bkz. Molnár 1989
KB: Kutadgu Bilig
SUK: Sammlung uigurischer Kontrakte, bkz. Yamada 1993
TMEN: Türkische und mongolische Elemente im neupersischen, bkz. Doerfer 1963-1975
UigWb: Uigurisches Wörterbuch, bkz. Röhrborn 1977-1998

Kaynaklar

ATALAY, Besim (çev.) (1939(1)-1940(2)-1941(3)-1943(4)), Divânü Lugât-it-Türk Tercümesi I-II-III-IV, TDK Yayınları: Ankara.

CİVELEK, Özlem (2005), Dindışı Eski Uygurca Metinlerin Karşılaştırmalı Sözvarlığı,
Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler
Enstitüsü, İstanbul.
CLARK, V. Larry (1980), Introduction to the Uyghur Civil Documents of East Turkestan
(13th-14th cc.), Yayımlanmamış doktora çalışması, Indiana.
CLAUSON, Sir Gerard (1972), An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century
Turkish, Oxford.
COQ, Albert v. Le (1926), Auf Hellas Spuren in Osttürkistan, Leipzig.
DOERFER, Gerhard (1963(1)-1965(2)-1967(3)-1975(4)), Türkische und mongolische
Elemente im neupersischen, I, II, III, IV, Wiesbaden.
ERDAL, Marcel (1991), Old Turkic Word Formation, A Functional Approach to the
Lexicon, Volume: I-II, Wiesbaden.
ERİNÇ, Sırrı (1992), “Beşbalık”, DİA, c. 5: 551-552.
ESİN, Emel (1983), “Balıq and Ordu. The Early Turkish Circumvallations, in Architectural
Aspect”, Central Asiatic Journal, C. XXVII, S. 3-4: 168-208. [Türkçesi için: ESİN,
Emel (2006) “Balık ve Ordu Mimari Açıdan Erken Devir Türk Surlu Yerleşimleri”,
Türklerde Maddi Kültürün Oluşumu, Kabalcı Yayınları, İstanbul: 85-118.]
GÜL, Bülent (2004) Eski Türk Tarım Terimleri, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Hacettepe
Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
…………, (2012), “tarı- Fiili ve Türevleri”, Bilig, Bahar, Sayı 61: 99-120.
İZGİ, Özkan (1989), Çin Elçisi Wang Yen-Te’nin Uygur Seyahatnamesi, TTK Yayınları,
Ankara.
MACKERRAS, Colin (2000), “Uygurlar”, Erken İç Asya Tarihi (Çev. Prof. Dr. Şinasi
Tekin), Derleyen: Denis Sinor, İletişim Yayınları: İstanbul: 425-449.
MINORSKY, V. (1948), “Tamim ibn Bahr’s Journey to the Uyghurs”, Bulletin of the
School of Oriental and African Studies, xii/2: 275-305.
MOLNÁR, Ádám-Peter ZİEME (1989), “Ein weiterer uigurischer Erntesegen”,
Altorientalische Forschungen, 16, 1: 140-152.
ÖZERDİM, Muhaddere N., (1951), “Çin Kaynaklarına Göre Çin Türkistanı’nın Şehirleri”,
DTCF Dergisi, c.9, s.1-2: 105-108.
…………, (1958), “Uygurlar Devrinde Turfan Karahoço Şehrinde Evler”, DTCF Dergisi, c.
16, s. 3-4: 97-131.
RÖHRBORN, Klaus (1977(1)-1979(2)-1981(3)-1988(4)-1994(5)-1998(6)), Uigurisches
Wörterbuch, Sprachmaterial der vorisslamischen türkischen Texte aus Zentralasien,
Lieferung 1 a-agrıg, Lieferung 2 agrıglan-anta, Lieferung 3 anta-asanke, Lieferung 4
asankelıg-ayat-, Lieferung 5 ayatıl–ӓmgӓklig, Lieferung 6 ӓmgӓksin–ӓrŋӓk,
Wiesbaden.
TAŞAĞIL, Ahmet (1998), “Hoten”, DİA, c. 18: 251-253.
TEZCAN, Semih (1984), “Uygur’lar”, Türk Ansiklopedisi, c. XXXIII, MEB, Ankara: 148-
155.
WEN-SHEN, Tsai (1967), Li Te-Yü’nün Mektuplarına Göre Uygurlar (840-900), -Doktora
çalışması-Taipei.
YAMADA, Nobuo (1993), Sammlung uigurischer Kontrakte, Hrsg. von Juten ODA, Peter
ZIEME, Hiroshi UMERA und Takao MORİYASU, Band 2, Osaka.
ZIEME, Peter (1975), “Ein uigurischer Erntesegen”, Altorientalische Forschungen, 3: 109-
143.
ZIEME, Peter (2009), “Ordo Uluš, Solmı and Bešbalık”, Acta Orientalia Academiae
Scientiarum Hungaricae, Vol. 62 (3), September: 255-266.

 

Uygur Akademisi © Her Hakkı Saklıdır.

Scroll to top