• 7-8 Eylül 2019'da İstanbul'da “Uygur Milli Bekası ve Doğu Türkistan'ın Geleceği Çalıştayı” gerçekleşecekti.
You Are Here: Home » Çin'in Uygur Politikası » “Abdurehim Heyit’i Öldüreceklerdi”

“Abdurehim Heyit’i Öldüreceklerdi”

Türk Dünyası müziklerinin önemli temsilcilerinden Bünyamin Aksungur, Özbekistan’da katıldığı İpek Yolu Festivali’nin yanında, Doğu Türkistanlı büyük ozan Abdurehim Heyit’in öldüğü haberinin perde arkasını da anlattı.

Fatih ERGİN / YENİÇAĞ

Türk Dünyası müziklerinin en önemli temsilcilerinden olan, Türk dünyası müziklerine ilgisi dolayısıyla elinden kopuzu düşürmeyen ve Orta Asya’daki Türk Devletleri arasında gönül bağı oluşturan Bünyamin Aksungur, 1989 yılından bu yana ülke ülke gezerek Türk dünyası müziklerinin tanıtılması için çaba harcıyor.

“Canan Uykuda” adlı, Türkiye, Kazak, Uygur, Kırım, Özbekistan, Azerbaycan, Türkistan, Tataristan-Başkurdistan, Kırgızistan sahalarından 13 şarkı/türkü yer aldığı bir albüm de çıkaran Aksungur, geçtiğimiz Şubat ayında Doğu Türkistan’ın büyük ozanı Abdurrehim Heyit’in öldüğü haberini duyurmuştu. Türkiye ve dünya kamuoyunda büyük yankı getiren bu haberin ardından Çin Heyit’in ölmediğini yayınladığı bir video ile açıklamıştı.

Bünyamin Aksungur, hem Abdurrehim Heyit’in öldüğü yönünde yaptığı duyurunun perde arkasını hem de Özbekistan’da katıldığı 1. Milletlerarası Büyük İpek yolu Festivali’nde yaşadıklarını Yeniçağ’a anlattı.

İşte Bünyamin Aksungur’un Yeniçağ’a yaptığı açıklamalar:

– Sayın Bünyamin Aksungur, dünya Türk müziğinin önemli bir temsilcisi olarak geçtiğimiz günlerde Özbekistan’da düzenlenen 1. Milletlerarası Büyük İpek Yolu Festivali’ne katıldınız. Festival ile ilgili yaşadıklarınız ve izlenimleriniz nelerdir?

Bünyamin Aksungur: 1. Milletlerarası Büyük İpek Yolu Festivali, Özbekistan’ın Fergana bölgesindeki Mergilan’da gerçekleşti. Özbekistan’da festivaller il ya da ilçelerin kendi başına organize etmesiyle değil, devlet tarafından gerçekleştiriliyor. Bugüne kadar uluslararası ölçüde sadece Semerkant’ta Şark Teraneleri adında bir festival vardı. Şimdi iki tane daha festival ilave edilmiş. Bunun için de çok güzel ve bu festivalleri geleneksel hale getirecek bir organizasyon yapıp 500-600 dönümlük bir alan tahsis etmişler. Bu alanı da ağaçlandırıp heykellerle, sanat eserleriyle donatmışlar. Bu alana da, İcatkarlar Bağı, yani Sanatçılar Bahçesi adını vermişler. Mergilan Özbekistan’ın doğusunda yer alıyor. Güneyinde Doğu Türkistan ve Tanrı Dağları var. Fergana ise kültür hayatımızda da çok kıymetli şahsiyetleri yetiştiren bir bölge. 1938’de kurşuna dizilerek şehit edilen milli şairimiz Çolpan, Fergana doğumlu. Güzel Türkistan diye şarkısını söylüyoruz. O, ‘Güzel Fergana’ diye yazmış. Doğup büyüdüğü çok sevdiği vatan topraklarında Rus çizmelerini, Rus işgalini görünce o meşhur şiirini yazmış. O şiir zaman içerisinde bestelenip şarkı olmuş. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Almanlara esir düşen Türkistanlı aydınların, askerlerin, Almanlar içerisinde oldukça yüksek sayıda bir yekun teşkil etmelerinden sonra değerlendirilip bir Türkistan birliği kurulmuş. Bu birliğin içinde Mustafa Çokay var. Kitaplarını zevkle okuduğumuz Cengiz Dağcı var. Çeşitli Türk boylarından insanların olduğu o Türkistan birliğinde Güzel Fergana şiiri milli marş olarak söylenmiş ve ismi de Güzel Türkistan olmuş.

“BÜTÜN TÜRK DÜNYASI’NDA OLDUĞU GİBİ ÖZBEKİSTAN’DA GÖZLER VE KALPLER TÜRKİYE’DE”

Festival, 11-13 Temmuz tarihlerindeydi. Türkiye’den bizi davet ettiler. Ben Türk Dünyası müzikleri ile tanınan bir sanatçı olarak oraya gittiğimde tereciye tere mi satılır diye düşündüm. Elbette onların müziğini de söyleyecektim ama Türk Dünyası’nın bütününü kucaklayan bir anlayışla söylersek daha etkili olurdu. Öyle yaptık. Kıyafetlerim de Türkiye’de Kazak çapanı, Kırgız börkü, Uygur dobbası gibi Türk Dünyası’nın karma kıyafetlerinden oluşurdu. Ama oraya gidince Türkiye’yi temsil ediyoruz dedik ve doğup büyüdüğüm Ege yöresini ait zeybek kıyafetiyle çıktım. Güzel de oldu. Gösterilen ilgi muhteşemdi. Her gittiğimiz yere eskort verildi. Bir polis, bir mihmandar ve bir de hizmetimize verdikleri bir kişi ve de bir doktor. Festivalde 22 ülke vardı. Özbeklerde bütün Türklerde olan büyük bir misafirperverlik var. Ziyafetten ziyafete çağrılıyorsunuz. Özbekistan’da tüm Türk Dünyası’nda olduğu gibi gözler ve kalpler hep Türkiye’ye yönelik. Türkiye adeta Türk Dünyası’nın kabesi, kıblesi gibidir.

Sahneye çıkınca, ‘Türkiye’den binlerce selamla geldim ama ben ve ekibim Çolpan’ın memleketinde olmaktan Babür’ün memleketinde olmaktan Erkin Vahidov’un memleketinde olmaktan kıvanç duyar’ deyince, binlerce kişi de büyük bir coşkuya neden oldu. Her zaman yapa geldiğim Afganistan Türklerinin şarkısı olan Anayurt Marşı ile beraber bir potpori, güldeste yaptık. Bunun içerisinde Türk Dünyası’nın çeşitli yerlerinden şarkılar vardı. Kalabalık tekrar coştu. Televizyonlar ve radyolar sürekli bizimle röportaj yaptılar ve ödül bekliyor musunuz diye sordular. Ben de kardeşlerimle kucaklaşarak ödülümü aldığımı belirttim.

Geçtiğimiz Şubat ayında, Doğu Türkistan’ın bütün Türk Dünyası’na mal olmuş büyük ozanı Abdurrehim Heyit’in Çin kamplarında öldürüldüğü haberini ilk defa siz duyurmuştunuz. Bu haber oldukça ses getirdi. Daha sonra ise Çin, Heyit’in yaşadığına dair bir video yayınlayarak yalanlamada bulundu. Bu duyuruyu nasıl yaptınız? Size Heyit’in öldürüldüğüne dair bir haber mi geldi?

Bünyamin Aksungur: Evet, ‘Abdurehim Heyit öldürüldü’ haberini Türk kamuoyuna ben duyurdum. Sonradan yaşadığı ortaya çıktı. Biz duyurmasaydık, Abdurehim Heyit eminim ki öldürülecekti. Bu olayın perde arkasını anlatmadan önce, size geçmişten bir örnek vermek istiyorum. Kırım Türklerinin lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, 1975 yılında Sovyet hapishanesinde açlık grevinde, ölüm orucundaydı. 6 ay boyunca ses gelmeyince, her gün bir başka şehrin Ülkücüleri olarak Kırımoğlu öldü diye mitingler yaptık. Gıyabi cenaze namazları kıldık. Oruçlar tuttuk, Öldüğünden de tam emin değildik. Bir sene sonra Ruslar, demek ki Kırımoğlu’nu iyileştirdiler ki, fotoğrafını yayınladılar ve dünyaya açıkladılar. Bizi güya rezil ettiler. Bu olayla ilgili bu yıl yaşadığım bir hadiseyi anlatayım. Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun eşi Safinar Hanım bana, ‘Bünyamin bey, sizin tuttuğunuz oruçlar olmasa Mustafa’m bugün hayatta değildi’ dedi.

Ayrıca Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile ben 1992 yılında Florya’da bir sohbet gerçekleştirdim. Kendisine, ‘Mustafa Aga sen nasıl yaşadın 6 ölüm orucunda? 6 ay insan açlığa dayanamaz ki’ dedim. Bana, ‘6 ay aç kalmadım ki’ dedi. ‘15-20 gün boyunca ben günden güne eriyordum. Gardiyanlar da verdikleri yemekleri yemeyince geber diyorlardı, sanki Türkiye gelecek de seni kurtaracak, çok beklersin geber diyorlardı. Sonra ne olduysa politika değiştirdiler ve ne olur ye diye yalvarmaya başladılar.’ dedi. İşte o yalvarmaya başladıkları dönem, bizim Türkiye’de oruç tuttuğumuz, mitingler yaptığımız dönem. O dönem Almanya’daki Türkler de eylemler yaptı. Dünyada da bir kamuoyu oluştu Kırımoğlu için. Göz göre göre de yok edemezlerdi. Yalvarmalarına rağmen Kırımoğlu yine yemiyormuş ve bunun üzerine elini kolunu bağlayıp huni ile ağzından çorba döküyorlarmış hayatta bırakmak için.

“HEYİT’TEN HABER ALINAMIYORDU, BANA ÖLDÜĞÜ SÖYLENMİŞTİ”

Aynı şekilde Abdurehim Heyit günden güne eriyordu, hiç kimse haber alamıyordu. Kendisi ile en son 2015 Aralık ayında görüşmüştük. Ama sürekli haberleşiyorduk. Sonra bir daha haberleşemedik. 2017 Mart ya da Nisan ayında içeri alındı. Nereye götürüldü, hangi kamptaydı bunu bilmiyoruz. Atalar ve Dedim dedi şarkısındaki sözler siyasi bulunduğu için cezaevine alındı. Oysa bir tane siyasi kelime yok. Abdurehim Heyit tabi Türkiye’de çok sevildi. Şarkıları internette milyonlarca kere tıklandı. Dolayısı ile Çin bir gözdağı vermek istedi. Sadece ona değil, Türkiye’ye sempati besleyen bütün sanatçılar kamplara alınıyor.

Şubat ayında ölüm haberini duyurmuştum, birkaç kaynak yaşadığına dair bir haber alamadık dediler. Muhtemelen öldürüldü dediler. Ben de bunu içim acıyarak öldürüldü diye duyurdum. Ama inşallah da yalan çıkar, mahcup olurum diye de ekledim. Hiç beklemediğim şekilde Türkiye genelinde bir yankı yarattı bu duyuru. Hatta dünya genelinde bir yankı oluşturdu. Beni New York Times’tan aradılar. BBC’den aradılar. Los Angeles Times’tan aradılar. Japonya, Kanada ve Avustralya’dan aradılar. Israrla bana haberimin kaynağını sordular. Haberin kaynağını söylemedim ama güvenilir olduğunu söyledim. Olaydan bir iki gün sonra Çin oldukça paniğe kapıldı. Ardından Türkiye beklemediğimiz bir çıkış yaptı Çin’e karşı. Bunun üzerine Çin apar topar bir video yayınladı. Videoda Heyit, hayatta olduğunu, yargılandığını ama Çinlilerin kendine kötü muamele yapmadığını söylüyordu. Ben 33 yıllık bir televizyoncu olarak inandırıcı bulmadım bu videoyu. Bugün Heyit yaşıyorsa, bunda bizim de bir katkımızın olduğuna adım gibi inanıyorum. Çünkü Heyit ve diğer insanların gördüğü işkenceler dünya kamuoyuna mal olmamış olsaydı, Çin işi oldubittiye getirdi. Çünkü kapalı rejimler böyledir. Bu olay aslında son derece faydalı oldu. Oradaki insanlar için Türkiye’de bir hassasiyet oluştu. Hatta dünya genelinde oluştu. Bu çok önemli. Uygur kardeşlerimizin bize zulüm yapılıyor söylemleri çok inandırıcı bulunmuyordu. Ama bu olay üzerinden Çin Devleti ilk defa kampları zımnen kabul etti. Bizim Heyit haberinden sonraki süreçte kamplarda kötü muamele yapılmıyor diye bir açıklama yaptılar. Sonuçta bir netice alınmıştır. Varsın bize iftiracı desinler.

Bu olayla ilgili Doğu Perinçek hava limanında ‘CIA ajanı Bünyamin Aksungur gibilerin laflarına itibar edip Türk Devleti de kalktı Çin’i kınayan yazı yayınladı, dostluğumuzu bozdu. Ben de şimdi düzeltmeye gidiyorum’ dedi. Böyle şeylerle muhatap olduk ama hiç sesimizi çıkarmadık. Benim için Heyit’in hayatta kalması önemliydi. O, Türk Dünyası’nın çok büyük bir ozanı. Çok şükür yaşıyor.

Çin Devleti geçtiğimiz günlerde bir rapor yayımladı. Bu raporda Uyguların Türk olmadığı ve İslam’ı da silah zoruyla kabul ettikleri gibi skandal ifadeler yer aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da en son gerçekleşen Çiz ziyaretinde, Uygurların mutlu olduğundan bahsetti. Siz Türk Dünyası’nın bir sanatçısı olarak bu raporu ve Erdoğan’ın Çin ziyaretindeki açıklamasını nasıl yorumluyorsunuz?

Şimdi bu işten sıyrılmaya çalıştığı anlaşılıyor Çin Devleti’nin. Çin’in kendi görüşünün propagandasıdır bu rapor. Gayet normaldir. Biz bunu Sovyetler Birliği’nde de görmüştük. Balkanlarda da gördük. Mesela Yunanistan Batı Trakya Türklerine, ‘siz Türk değilsiniz, Osmanlı’nın zorla Müslümanlaştırdığı Yunanlarsınız’ diyor. Bunlar onlar politikalarının gereği. Erdoğan’ın Çin’de ‘Sincanlılar mutlu’ beyanatı, Çin’i rencide etmeyen bir beyanattı. Orada problem yok gibi konuştu. Bunun diplomasi gereği kullanılan bir dil olduğunu ve perde arkasında Doğu Türkistan’a karşı baskıların yumuşatın, içeride zorda kalıyoruz, Türkiye kamuoyunda’ şeklinde ifadelerin kullanıldığını düşünüyorum.

KAYNAK: YENİÇAĞ

Uygur Akademisi © Her Hakkı Saklıdır.

Scroll to top