• 7-8 Eylül 2019'da İstanbul'da “Uygur Milli Bekası ve Doğu Türkistan'ın Geleceği Çalıştayı” gerçekleşecektir.
You Are Here: Home » Çin'in Uygur Politikası » Gitmeli mi gitmemeli mi?

Gitmeli mi gitmemeli mi?

Doç. Dr. Ömer Kul

Bilindiği üzere Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 14. G20 Liderler Zirvesi’ne katılmak üzere önce Japonya’ya gitmiş, ardından da 2 Temmuz’da Çin Halk Cumhuriyeti’ne resmi bir ziyarette bulunmuştu.

Çin ziyareti sırasında Doğu Türkistan’da yaşananlara dair Çin tarafının bir heyet gönderin teklifini olumlu bulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhtemelen dönüşte konu ile ilgilenmesi için Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nu görevlendirmişti.

Sayın Çavuşoğlu, 31 Temmuz’da sosyal medya üzerinden konuya ilişkin yaptığı açıklamada; “Çin’in daveti üzerine yaklaşık 10 kişilik bir heyetimizi bölgeye göndereceğiz ve oradaki durumu yerinde görecekler” açıklamasında bulunmuştu.

Heyet konusu ilk olarak basına yansıdığında sosyal medya üzerinden görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşmıştık. O paylaşımımızda özetle Çin’in değirmenine su taşıyacak herhangi bir iş yapmamak kaydıyla, Çin’in devlet eliyle Doğu Türkistan’da yaşattığı insan hakları ihlallerinin artık “sağır sultan” tarafından duyulduğunu “Amerika’yı yeniden keşfe” ihtiyaç duyulmayacak kadar her şeyin alenen ortada olduğunu ifade etmeye çalışmıştık.

Bilhassa 2016 yılından itibaren milyonlarca insanın “yeniden eğitim kampları” adı altında derdest edildikleri, bu kamplara veya hapishanelere tıkılmayanların evlerine ise “sözde kardeş aile projesi” adı altında birer Çinli istihbarat elemanı yerleştirildiği,  yine bu anlamada Doğu Türkistanlı genç kızların zorla Çinlilerle evlendirildiği su götürmez gerçekler olarak karşımızda durmakta iken Çinli yetkililer “yavuz hırsız” misali üste çıkma çabası içerisindedir.

Bütün bu yaşananlara rağmen Çinli yetkililer, sıkılmadan sayın Cumhurbaşkanımıza olayları yerinde incelemek üzere bir heyet gönderme teklifinde bulunabilmiştir. Biz Çin’i yakinen tanıyanlar bilirler ki, utanma denen insani haslet Çinli yetkililerde hiç olmadı, muhtemelen bundan sonra da olmayacak…

Oyunun kurallarını koyamadığımıza dahası bu iş de ciddi ciddi heyet ziyaretiyle tamamlanacağına göre, biz de üzerimize düşen kısmını yapıp, doğru olanı kamuoyu ile paylaşalım.

Bakanlar seviyesinde konu gündeme gelmesine rağmen, maalesef hâlen daha heyette kimlerin olacağına ve heyetin nasıl belirleneceğine dair bir bilgiye sahip değiliz. Gerçi Çinli yetkililer; “Bağımsız Türkistan” (Doğu demekten bu kadar korktuklarını biz
zaten biliyorduk) gibi “sıkıntılı ifadeler” kullananların heyette olamayacağını aba altından göstermişlerdi fakat gerçek bir heyetten bahsedecek isek her düşüncede insanın o heyette yer alması, dahası heyet belirlemede Çin’in bir dahlinin olmaması, olmazsa olmazım olmalıdır.

Ayrıca heyet şayet Doğu Türkistan’da bilgilerini gitmeden paylaşmamak kaydı ile istediği yere, istediği saatte gidebilmeli, istediği kişi veya kişilerle görüşebilmelidir. Şayet bu konuda Çin’in bir engellemesi olacaksa heyet hiç mi hiç hareket etmemelidir.

Bölgeden aldığımız son dönemlerdeki haberlerde Çin’in iç bölgelerinde yapılan kamplara yüz binlerce Doğu Türkistanlı’yı taşıdığı öğrenilmiştir. Mesela heyetin bu türden kampları da ziyaret etmesi olmazsa olmaz olarak istekler arasına konulmalıdır.

Şahsen heyetin bölgede yapacağı ziyaretler esnasında görüşeceği kişi veya kişileri kendi belirlese bile, görüşülen kişi ya da kişilerin doğruları anlatamayacağına inananlardanım. Bunun  için de birçok haklı gerekçelerim de mevcuttur.

Mesela; bu türden kişi ya da kişiler heyetin dönmesini müteakip can güvenliklerinin olmaması dolayısıyla doğruları söyleme cesareti gösteremeyecekler, Çin devletinin hoşuna gidecek ifadeler kullanacaklardır. Bu bağlamda görüşülecek kişi ya da kişilerin hayat garantisi Çin devletinden istenmeli, bu sağlanmadığı takdirde kişi veya kişilerle görüşmeler yapılmamalıdır.

Bu bağlamda şahsi teklifim; heyetin bölgeye gitmesinden ziyade Abdurrehim Heyit veya Doç. Dr. İlham Tohti gibi topluma mal olmuş kişi ya da kişilerin, aileleriyle birlikte, Çin’den çıkarılarak ülkemize getirilmesi, onların özgürce, basınla düşüncelerini paylaşmaları sağlanması yönündedir. Bunun gerçekleştirilmesi durumunda, zaten neler yaşandığını sağır sultan duymuş olsa da, bir kez daha gerçek manada Doğu Türkistan’da nelerin yaşandığı net olarak ortaya çıkarılabilecektir.

Heyet’in Çin’in değirmenine su taşıyacak hal ve hareketlerden uzak tutulması gidecek kişilerin içerisinde mutlaka Doğu Türkistan ile ilgili STK’larda görev alan, bölgeyi bilen, bölgede akrabaları olan insanlar da olmalıdır. Hem dil hem de bölgeyi bilmeleri heyetin daha rahat ve hızlı hareket etmesine katkı yapacaktır.

Ayrıca bunca yaşanılanlara rağmen Çin tarafının heyet gönderin teklifinin de aşırı derecede şüphe uyandırdığı akıldan çıkarılmamalıdır. Her konuda ve her olayda kendi penceresi dışında hiçbir fikri kabul etmeyen Çin’in bizatihi yetkililerinin böyle bir teklifte bulunmasının altındaki sebepler etraflıca tetkik edilmelidir. Heyet bundan öncekilerin bir benzeri hüviyetli olacaksa, hiç gönderilme zahmet ve masrafına girişilmemelidir.

Bizim nihai teklifimiz Heyetin gitmesinden ziyade topluma mal olmuş kişi ya da kişilerin aileleriyle birlikte Çin’den çıkarılmalarının daha sağlıklı olacağı yönündedir. sinoturknews

Facebook internet sitesinde gösterime sunulan bir video, aslında Doğu Türkistan’da yaşananların vahşet boyutuna ulaştığını zaten gözler önüne sermektedir. Kavun-karpuz satan yaşlı bir amcanın tezgahında kullanmak zorunda olduğu bıçağına zincir vurmak, “ben insanım” diyebilen herkes için karşı çıkılması, tavır alınması ve gereği yerine getirilmesi gereken bir durum olmalıdır. Sadece böyle bir videonun varlığı bile Çin konusunda fikir sahibi olmaya yetmeli, Doğu Türkistan konusunda da inisiyatif almayı mecbur hale getirmelidir. Lakin her ne hikmetse bugün, Batı dünyası konuyu gündeme getirme çabası içerisinde olurken İslam dünyası tam tersi bir pozisyon almakta, yürekleri dağlamaktadır.

Türkiye’den böyle bir talepte bulunan Çin’in bu teklifinde samimi olmadığı akıldan çıkarılmamalıdır. Daha önceki yıllarda bölgeye davet edilen kişilerin Çin tarafından nasıl ağırlandığı, nerelere götürüldüğü, kimlerle nasıl görüştürüldüğü bilgisini gidecek olan heyet mutlaka gidenlerden dinlemeli, “körler sağırlar birbirini ağırlar” işgüzarlığından uzak durulmalıdır. Çin yönetiminin bu teklifinin arkasında, Doğu Türkistanlı mazlum ve mağdurların büyük güven duyduğu Türkiye’yi de algı operasyonlarında kullanmaya çalışacağı hatırdan çıkarılmamalıdır.

Çin yönetimi yıllardır gözlemci heyeti oyununu ustaca oynamış, her heyetten istediği neticeyi almayı başarmış, halkasına Türkiye’yi de eklemek istemektedir. Heyet’in Doğu Türkistan’da yaşananların öğrenilmesi veya problemlerin çözümü noktasında bir beklenti içerisinde olmamak kaydıyla, ümitli bir şekilde heyetin özgürce bir ziyaret gerçekleştirmesini temennimizi de ifade ederek yazımızı bitirelim…

Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler…

KAYNAK: Ogün Haber

Uygur Akademisi © Her Hakkı Saklıdır.

Scroll to top