• 27 Ekim 2018'de Fatih Sultan Mehmet Üniversitesinde “Çin’in Toplama Kaplarındaki Doğu Türkistanlıların Akıbeti” konulu Panel gerçekleşti.
You Are Here: Home » Genel » Böğü Kağan’ın Öldürülmesi ve 840’a Kadar Uygurlar

Böğü Kağan’ın Öldürülmesi ve 840’a Kadar Uygurlar

Böğü Kağan

Bögü Kağan’ı ve Maniheizm’i burada bırakarak tekrar Uygurların siyasi hayatlarına dönecek olursak, 780 senesinde Tun Baga Tarkan, Bögü Kağanı öldürerek kendisini kağan ilan etmiştir. Kağan olduktan sonra ilk iş olarak derhal Çin ile siyasi münasebetlerinin düzeltilmesi yolunu seçmiş ve bunda da muvaffak olmuştur. Çinliler tarafından kendisine «Alp Kutluk Bilge Kağan» unvanı verilmiştir. Bu unvanın manası ise «Kahraman, Tanrı tarafından şans verilmiş, alim kağan» dır. 780 senesinde meydana gelen bu önemli hadise Çin sarayında da çok olumlu tesirler yaratmıştır. Tun Baga Tarkan Uygurlar içindeki Dokuz Oğuz beylerini ortadan kaldırıp onların güçlerini kırınca, Uygur Devleti’nde büyük bir karışıklık meydana geldi. Tun Baga Tarkan, Dokuz Oğuzların Uygurlar içindeki hakimiyetlerini meşru saymıyor ve onları tanımıyordu. Kağan ile Dokuz Oğuzlar arasında anlaşmazlık başgösterince, Çin’deki diğer Uygur boyları yeni kağanlarına yardım etmek için ülkelerine dönmek üzere hazırlık yapmaya başlamışlardı. Çin’deki bu Uygurlar o zamanlar Çin sarayı civarında yerleşmiş, mal mülk sahibi olmuşlar ve aralarında pek çok alim yetişmişti. Buna mukabil, Çin’de yerleşmiş olan Dokuz Oğuz boyları ise Çin’de kendilerini daha emniyette hissettikleri için, ülkelerine dönüp diğer Dokuz Oğuzlara yardım etmek istememişlerdir. Çin’deki Uygurlar, şefleri Tudun’un idaresinde Orhun nehri kıyılarına doğru yola çıkıp Çin’in önemli şehirlerinden olan Chen-wu şehrinden geçerlerken, Çin valisi Uygurların yanlarında bulunan eşyalardan şüphelenmiş ve bunların kontrol edilmesini istemişti.

Yapılan aramada, eşyaların içine gizlenen Çinli kadınların bulunduğu anlaşılmış ve vali bu kadınları derhal tutuklanmıştır. Esasen Çinlilerin öteden beri Türklere karşı uyguladıkları bir siyasetin, az dahi olsa, bu olayda geçerliliğini görmekteyiz. Bilindiği gibi, Çinliler ve Türkler çok uzun bir zamandan beri komşu olarak bazen harp etmişler, bazen sulh içinde yaşamışlar, ama daima birbirlerine muhtaç olmuşlardır. Çinlilerin en büyük korkusu, kuzeyden gelecek Türk akınları karşısında ülkelerinin parçalanmasıydı. Zaten bu yüzdendir ki, daha Hunlar zamanında bu akınlara, karşı koyabilmek için Çin Seddi’ni yaptırmışlardı. Daha sonraki dönemlerde ise ticaretin geliştirilmesi için önlemler almışlar ve hatta yapılan ticaret anlaşmalarında tesbit edilmiş ürün miktarının fazlasını vererek Türklerin Çin topraklarına girmemelerini sağlamaya çalışmışlardır. Hatta Türkleri sınırlarında tutabilmek için sınırlarda yeni şehirler kurmuşlar ve buralarda pazar yerleri kurarak Türklerin kolaylıkla alışveriş etmelerini sağlamışlardır. Buna mukabil, Türkler hiçbir devrede en kuvvetli oldukları dönemlerde bile, Çin’i istila ederek orada oturma ve Çin’i kendi egemenlikleri altında yaşatma yolunu pek seçmemişlerdir.

Çünkü, Türklerdeki bir düşünceye göre şayet Çin’e gidip orada yerleşirlerse, o zaman kendi benliklerini kaybedecekler ve Çinlileşeceklerdi. Türkler bu duyguyu her zaman yaşamışlar ve bu yüzden de Çin hiçbir zaman Türklerin olmamıştır. Türklerin bu duygu ve düşüncelerine karşılık, Çinliler her zaman için en ufak bir Türk zümresini bile hemen yerleştirmişler ve onlara yerleşikliğin bütün icaplarını öğreterek assimile etmeye çalışmışlardır. İşte yukarıdaki bu hadisede de bunun izlerine rastlıyoruz. Kendi toprakları içinde yaşayan bu Uygurları Çinlileştirmek, onları geri göndermemek ve kuvvetlerini bölmek düşüncesi hakimdi. Yola çıkan Uygurlar Tun Baga Tarkan’ın kağan olduğunu duyunca, bu teşebbüslerinden vazgeçip tekrar Çin’e geri dönmek istemişlerdir. Bu yüzden Çinlilerle yapılan çatışmada, başlarında bulunan Tudun Çinlilerce öldürülünce başsız kalan Uygurlar Çinliler tarafından kolaylıkla dağıtılmışlardır. Bu öldürülen Tudun’un sonradan Tun Baga Tarkan’ın amcası olduğu anlaşılmıştır.

Tun Baga Tarkan, kendi soydaşlarına karşı yapılan bu harekete çok üzüldüğü gibi, aynı zamanda çok da kızmış ve o sırada ülkesine gelen ilk Çin sefaret heyetine çok kötü muamele ederek onları bu olaydan dolayı sual yağmuruna tutmuştur. Tun Baga Tarkan, Tudun’u öldürenlerin cezalandırılmalarını istiyordu. Çin elçileri çok üzgün olarak bu olayın, kaza ile olduğunu ve Tudun’un kesinlikle imparatorlarının emriyle öldürülmediğini söylemişlerse de kağanı ikna edememişlerdir. Bu hadiseden dolayı Çin elçileri çok kötü durumda kalmışlar ve Çin ile Uygurların arası açılmıştır. Tun Baga Tarkan daha sonra Çin elçilerini affetmiş ve onları serbest bırakmıştır: Elçiler de Çin’e geri dönmüşlerdir:

Elçilerin Çin’e geri dönmelerinden hemen sonra, Tun Baga Tarkan aradaki durumun düzeltilmesi için Çin’e bir elçi göndermiş ve Çin imparatoruna, kendisinin bir Çinli prensesle evlenmek istediğini bildirmiştir. Çin imparatoru, kendi prenseslerinin ancak Çinlilerle evlenebileceğini ve bu yüzden başkalarına verecek kızı olmadığım bildirmiştir. Bunun üzerine Uygur elçisi imparatora, Çinlilerin Uygur Tudun’unu haksız yere nasıl öldürdüklerini hatırlatmış ve Çinli elçilerin bütün bu kötü duruma rağmen ülkelerine sağ salim döndüklerini söylemiştir. Uygur elçilerinin bu konuşmaları üzerine, Çin veziri de imparatorunu ikna etmiş ve Uygur kağanına bir Çinli prenses verilmesini kabul ettirmiştir. Daha sonraki konuşmalarda ise, verilecek olan bu prensesin imparatorun öz kızı olması kararlaştırılmıştır. Çin tarihinde çok ender rastlanan böyle bir evlenmeye imparatorun rıza göstermesi çok mühim bir olaydır. İmparatorun bu öz kızma «Kutluk Bilge Konçuy» unvanı verilerek kağanın veziri refakatinde büyük bir Çin heyeti ve hediyelerle birlikte Tun Baga Tarkan’a gönderilmek üzere yola çıkarılmıştır.

Kaynakça:
Kitap: KUTLUK BİLGE KÜL KAĞAN BÜĞÜ KAĞAN ve UYGURLAR

About The Author

Number of Entries : 109

Uygur Akademisi © Her Hakkı Saklıdır.

Scroll to top