• Doğu Türkistan Davasındaki Fırsat ve Olasılıklar hakkında Hollanda'da Yuvarlak Masa Toplantısı gerçekleşti.
You Are Here: Home » Uygur Tarihi, Kültürü ve Edebiyatı » Bir İttifakın Resmi: “Miğfersiz”

Bir İttifakın Resmi: “Miğfersiz”

Prof. Dr. Tilla Deniz BAYKUZU

Özet

İslam öncesi Türklerin kendilerini, sosyal hayatlarını resmetmeleri  kaya resimleri dışında pek fazla rastlanan bir durum değildir. Bu  yüzden onların yaşadıkları hayatları ve kültürel unsurları görüp  değerlendirme şansımız nispeten azdır. Ancak Çinliler hem onlarla olan  yakın ilişkileri hem de kendi kahramanlarını veya kahramanlıkları,
onlarla ilgili çeşitli tarihi olayları zaman zaman resimlerle  aktarmışlardır. Bu resimlerden biri de Ünlü Sung Hanedanı ressamı Li  Kung-lin 李公麟’ tarafından XII. Yüzyılda yapılmış olan “Miğfersiz” 免胄圖ya da “Kuo Tzu-i’nin Tek Başına Uygurlarla Görüşmeye Gidişi”  adındaki resimdir. Resmin konusu 8. yüzyılda geçmektedir ve çaresiz kalmış bir Çin Başkomutanının savaşı durdurmak için Uygurlar’ı ikna  etmeye gitmesini anlatır.

Anahtar Kelimeler: Bögü Kağan, Uygurlar, Kuo Tzu-i, T’ang  Hanedanlığı, Li Kung-ling

Resme konu olan olay Uygurların henüz yeni devlet kurdukları bir  zamanı anlatır. Konu T’ang Hanedan yıllıklarında ve kronolojik  kaynaklarda 765 yılı olarak kaydedilmiş bir isyan içerisinde  anlatılmıştır. Çin’in Türk asıllı büyük generali Pu-ku Huai-en, uğradığı  haksızlık sonucu isyan ederek Uygur, Tibetli ve Kitan gibi Çin içinde  yaşayan yabancı boylardan oluşan 300.000 kişilik bir orduyla henüz An  Lu-shan İsyanı gibi sekiz yıllık yıkıcı bir dönemden Uygurların yardımıyla  yeni çıkmış olan yorgun Çin ordusuna savaş açmıştır. Elinde kalan güçle  askeri olarak başarı elde edemeyeceklerini anlayan Çinli başkumandan  Kuo Tzu-i ise bu durumu Uygur askerlerini ikna etme yoluyla  çözümlemeye çalışır. Uygurların karargâhına giden generali zırhlar  içerisinde olduğundan tanınmadığı için Uygurlar onun miğfer ve zırhını çıkarttırırlar. Daha önceden An Lu-shan isyanında isyancılara karşı  birlikte savaşmış olan Uygurlar bu saygı duydukları komutanı görünce  şaşırır ve sonuç olarak onun tarafına geçerler. Uygurlar zaten Puku’nun ani ölümüyle başsız kalıp birbirine düşmanlık besleyen Uygur ve  Tibetlilerden oluşan isyan ordusunun durumunu göz önüne almış ve  Çinlilerle ittifak kurup Tibetlilere karşı birlikte savaş açmış, onları yok  etmişlerdir. Resim işte Çinli General Kuo Tzu-i ile Uygur Tigini Alp  Yağlakar’ın karşılaşma anını anlatmaktadır. Çalışmamızda Uygur ve Çin  tarihinin önemli bir anını Çinli bakış açısıyla çizilmiş bu resim üzerinden  açıklamaya çalıştık.

İslam öncesi Türklerin kendilerini, sosyal hayatlarını resmetmeleri  kaya resimleri dışında pek fazla rastlanan bir durum değildir. Bu  yüzden onların yaşadıkları hayatları ve kültürel unsurları resim olarak  görüp değerlendirme için arkeolojik verilerimiz oldukça azdır. Fakat Çinliler hem onlarla olan yakın ilişkileri hem de kendi kahramanlarını
veya kahramanlıkları, onlarla ilgili çeşitli tarihi olayları zaman zaman  resimlerle aktarmışlardır. Bu resimlerde resme konu olan olay veya kişi  betimlenirken Türklerin yaşadıkları coğrafya, yaşam şekilleri, fiziksel  görüntüleri ile giyim kuşamları da tasvir edilmiştir. Ancak bu resimlerin  bir diğer önemli unsuru ise Çinlilerin Türklere duydukları hisleri  yansıtıyor olmasıdır. İşte bu resimlerden biri de Ünlü Sung Hanedanlığı  ressamı Li Kung-li 李公麟 tarafından yapılmış olan “Miğfersiz” 免胄图 ya da “Kuo Tzu-i’nin Tek Başına Uygurlarla Görüşmeye Gidişi” adındaki
resimdir. Resmin konusu 8. Yüzyılda geçmektedir ve bir Çin  Başkomutanının konuşmak için Uygurlar’a gitmesini anlatır. Türkiye’de  bu resimden bahseden tek araştırmacı Oktay Aslanapa’dır ve bu konu  “Tarih Boyunca Türk Ordusuna Ait Tasvirler” adlı makalesinin bir  bölümünü oluşturmuştur1. Ancak konuya tarihçi gözüyle bakmak hangi  olayı anlattığını bilmek açısından önemlidir.

Bu resmin ressamı Li Kung-li (1049-1106) Kuzey Sung 北宋 Hanedanı döneminde yaşamış çok önemli ressamlardan biridir.  Gençliğinde orduya katılmış ve burada çok iyi eğitim alma fırsatı  bulmuştur. Her tarz ve her konuda resim yapan sanatçı eserlerinde  atlar, önemli Buddhist ve Taoist şahıslar, doğa manzaraları gibi konular
işlemiş ve bu resimlerin çoğu günümüze kadar gelmiştir. Ömrünün son  yıllarında yakalandığı mafsal romatizmasından dolayı emekliye ayrılıp  son bir kez resim yaparak en önemli eseri olan “Villa” adlı eserini
vücuda getirmiştir2. Eserlerinin günümüze gelenlerinden bazıları Pekin  Saray Müzesinde, bir kısmı ise Taiwan Saray Müzesinde koruma  altındadır.

Resme konu olan olay Çin yıllıklarından Chiu T’ang Shu (CTS), Hsin  T’ang Shu (HTS)’nun “Uygurlar”, “Pu-ku Huai-en Biyografisi” ve “Kuo  Tzu-i Biyografisi”nde kaydedilmiş olup Tse-chih T’ung-chien (TCTC) adlı kronolojik eserde de geçmektedir3. Vaka Uygurların henüz yeni devlet kurdukları bir zamanı anlatmaktadır. Uygurlar 744 yılında Basmıl ve  Karluklarla birleşerek son Göktürk Kağanı Özmiş’i öldürüp kağanlıklarını kurmuşlar ve hemen ardından önce Oğuz boylarını,  kuzeyde Kırgız, kuzey batıda ise Karluk ve Türgişleri hâkimiyetleri altına  almış, büyük bir boylar federasyonu haline gelmişlerdi.

Devlet kurulduktan kısa bir süre sonra 755 yılında Çin, An Lu-shan  adlı Türk asıllı bir askeri vali tarafından başlatılan isyanla sarsılmış,  topyekûn savaşa girişen Çin devleti güçlü ve eğitimli orduların  karşısında yetersiz kalmış, yaşlı imparator ise çareyi kaçmakta  bulmuştu. Sekiz yıl kadar sürecek olan bu isyan Çin devleti üzerinde
ağır tahribat yaratmış, etkisi yıkılmasına zemin hazırlamıştır. İsyan  başladıktan henüz bir ay sonra her iki başkentlerini birden kaybeden  T’ang Hanedanlığı çare olarak Batı bölgelerinden Türkistan, Arap ve  kuzeyden Uygurlar gibi yabancıların desteğine ihtiyaç duymuştur.  Bunların içinden özellikle henüz birkaç yıl önce dağılmış ve birçoğu  Çin’e sığınmış, daha sonra ise An Lu-shan isyanına katılmış olan Gök  Türkler’in kuvvetlenip yeniden toparlanmasını istemeyen4 Uygurlar,  savaşın Çin lehine bastırılmasında büyük yararlılık göstermişler,  kaynaklar ilk seferden sonra Uygurlar dışındaki yardıma gelen diğer yabancılardan bahsetmez olmuştur.

An Lu-shan Çin başkentlerini ele geçirip “Büyük Yen Devletini”  kurmuş ve bu devlet yıkılıncaya kadar geçen sekiz yıl içerisinde  Uygurlar dört kez birlik göndermiş, biri hariç5 hepsinde de savaşın  kazanılmasına yardımcı olmuşlardır. Uygurlar bu seferlerin tamamında Çin ordusu adına Türklerin Bugut (Pu-ku) boyuna mensup General Puku Huai-en 僕固懷恩tarafından yönetilmişlerdir. Pu-ku Çin ordusuna  hizmet ettiği süre boyunca imparator ve başkomutan Kuo Tzu-i 郭子儀 tarafından çok değer verilen sadık bir komutan olmuştu. Bu yüzden  Kuzey ordularına Kuo Tzu-i’nin yardımcısı olarak komutanlık ediyordu.  Kendisi de bir bozkırlı olduğu için Türk, Kitan ve Tibetli gibi Çinli  olmayan askerlerinin kültürlerini ve yapısını iyi biliyor, dolayısıyla onları  çok iyi yönetebiliyordu.

Uygurların Çin’i, bu korkunç durumdan kurtulmalarına yardımcı  olmaları imparatoru öylesine sevindirmiştir ki öz kızını Moyen Çor  kağan’a eş olarak göndermiştir. Bu sırada oğlu Bögü için de Pu-ku’nun  kızı gönderilmiş, böylece Moyen Çor’dan sonra Uygur Kağanı olan Bögü  Pu-ku’nun damadı olmuştur6. An Lu-shan’ın devleti 763 yılında Luoyang Seferiyle tamamen tarihten silinmiş, ancak Çin tüm ordularıyla Luo-yang seferine dikkatini vermişken fırsattan istifade eden Tibet  ordusu batıdan gelerek başkent Ch’ang-an’ı yağmalamıştı. Bir süre  sonra Tibetliler General Kuo Tzu-i tarafından bertaraf edildiler ise de bu batıdan gelecek, büyümekte olan Tibet tehlikesinin ilk göstergesiydi.

An Lu-shan İsyanı sırasında sekiz yıl boyunca Uygur askerlerine  komuta eden ve büyük zaferler kazanılmasını sağlayan Pu-ku Huai-en, en nihayetinde isyan bastırılıp rahat edecekken kaos ortamından henüz kurtulmamış olan Çin’de kuşkucu ve korkak bir yönetici tarafından karalanmıştır7. Bir türlü kendini aklayamayan Pu-ku, saraya sitem dolu bir mektup yazmış ve bu mektupta kendisi ve ailesinin bu ülke için birçok fedakârlık yaptığını ancak bunların ne yazık ki iyilik değil, suç olarak görüldüğünü ima etmiştir. Sonuç olarak geri dönülmez bir yola gelindiğini anlayınca da emrindekilerle kuzeye çekilmiş ve merkezden gelen emirleri dikkate almamaya başlamıştır.

Bu olaydan yaklaşık 2 yıl sonra 765 yılı 9. ayda Pu-ku Huai-en isyan hareketinin en büyük saldırısı olan atağı başlattı. Akraba Uygur, gücünü Çinde denemek isteyen Tibetli ve doğunun vazgeçilmez savaşçıları Kitan gibi yabancı boylardan oluşturduğu 300.000 kişilik bir orduyla güneye doğru harekete geçti8. Ordu üç farklı kola ayrılmıştı ve birlikte Chin-yang 涇陽 şehrini kuşatmaya başladı. Tam o sırada, Pu-ku’nun aniden öldüğü haberi geldi9. Beklenmedik bir şekilde başsız kalmak orduda büyük bir sıkıntı yarattı. Hele Pu-ku’nun yardımcıları da

kontrolü sağlayamayıp öldürülünce Tibetliler ve Uygurlar birbirlerine husumet beslemeye başladılar. O sırada kuşatma altında olan Çin Başkomutanı Kuo Tzu-i ise adamlarına saldırmama, sadece savunmaya geçme emri vermişti. Çünkü bu kalabalık ve güçlü birliklere karşı koyacak askerî gücü yoktu. Yanlış yapılacak tek bir hareketin
aleyhlerine sonuçlanacağını iyi biliyordu. Şiddetli sağanak yağış şehrin alınmasını güçleştirirken Uygurlar ve Tibetliler arasındaki gerginlik ve anlaşmazlık, şehre hangi grubun ilk önce girmesi konusunda da kendini gösteriyordu. Uygurlar surların batısındayken General Kuo Tzu-i onlara gizlice elçi göndererek Tibetlilere karşı birlikte saldırmayı teklif etti10. Uygurlar ise buna inanmadı. Çünkü onun öldüğünü sanıyorlardı. Eğer yaşıyorsa onu görmek istediklerini söylediler. Uygurları ikna etmenin yolunun onlarla bizzat görüşmek olduğunu bilen general onların karargâhına gitmeye karar verdi. Adamları bunun çok riskli bir durum olduğunu ve gitmemesini söyledilerse de onu ikna edemediler. Hiç değilse yanına 500 zırhlı muhafız asker almasını tavsiye ettiler. Hatta bir komutanı atına yapışıp gitmemesi için yalvardı. Ancak general bunların daha çok tehlike arzedeceğini, tek silahının onları
samimiyetiyle etkilemek olduğunu belirtti. Birkaç atlıyla şehirden çıkan general Uygurlar’a geldiği haberini iletti. Uygurlar şaşkınlık içerisindeydi. Yine de kalabalığın önünde liderleri Bögü Kağanın kardeşi olan Alp Yağlakar (Hu-lu Tu-tu Yağlakar) ve kumandanlar yaylarını gererek beklemeye geçtiler11. Yaklaştığında ise gerçekten o olup olmadığını tam olarak anlamak için “lütfen miğferinizi çıkartın” dediler12.

Bunun üzerine general üzerindeki zırhını, miğferini çıkarttı ve silahlarını bıraktı. Sancaklı atın üzerinde gövdesini dikleştirerek öne çıktı. Uygur liderleri onu görünce birbirlerine “evet, gerçekten de o!” dediler. General kendi peşisıra gelen iki görevlisini tanıştırdı. Bunlar veliahtın lalası Li Kuang-chin 李光進 ve Shou-fang Ordusu Levazım Subayı Lu Ssu-kung路嗣恭 idi. Uygurlar derhal atlarından inip selamladılar. O da atından indi. O iner inmez merak eden yüzlerce Uygur askeri etrafını sarmaya başlayınca Çinli askerler birden tedirgin oldu ve harekete geçmeye çalıştılar. Fakat Çinli general bir işaretle onları durdurdu ve geri çekilmelerini istedi. Ardından hemen şölen sofralarının hazırlanmasını emretti. Uygur başkomutanının elinden tuttu ve sitem ederek uzunca konuştu. Konuşmasının sonunda ise zırhsız, silahsız ve yalnız olduğunu, bu fırsatı kullanıp kendisini öldürebileceklerini söylerken bu olaydan hemen sonra ise adamlarının da onları öldüreceği tehdidini eklemeyi de ihmal etmedi. Uygur liderler bu konuşmanın üzerine durumu izah etmek için Pu-ku Huaien’in Uygur Kağanına Çin imparatorunun güneye kaçtığını,
başkomutanın ise öldüğünü söyleyip onları aldattığını, bu yüzden onlarla buraya geldiklerini belirttiler13. Hemen arkasından bu hatalarını Tibetliler’e karşı onlarla birlikte savaşarak telafi etmek istediklerini söylediler. Ancak buna karşın Huai-en’in oğlunun affedilmesini istediler çünkü o Uygur Ulu Hatununun kardeşiydi. Bu zor durumdan bu kadar kolay çıktığına çok şaşıran General bunu sevinçle kabul etti ve içkilerin gelmesini emretti. Ayrıca Uygurlara 3000 renkli ipek kumaş hediye etti14.

Böylece 70 yaşındaki yaşlı general canını tehlikeye atarak Uygur karargâhına gitmiş ve eski komutanları olarak onları yatıştırmış, sonuç olarak Uygurları yeniden müttefik olmaya ikna etmiştir15. Hatta hemen ardından Uygurlarla birlikte Tibetlilere saldırılmış ve Tibet güçleri imha edilerek T’ang hanedanlığı Tibet tehlikesinden kurtulmuştur. Bundan dolayı bu olay onun Çin tarihine bir kahraman olarak yazılmasına sebep olmuş ve aradan yüzyıllar geçse de unutulmamıştır.

Resim 32.3cm genişliğinde 223.8cm. uzunluğunda olup Çin’in geleneksel “Baimiao” tekniğiyle yapılmıştır. Bu teknikte tek bir renk dışında; yanı siyah mürekkep dışında başka renk boya kullanılmaz ve çeşitli fırça darbe teknikleriyle çalışılır. Bu resim şu an Taiwan’daki Eski Saray Müzesinde 台灣故宮博物館 koruma altındadır. Resim, tam ortasından yani Çinli general ile Uygur tigininin olduğu yerden dikey bir
hat çekilirse konu genel olarak sağ ve sol bölüm olmak üzere iki bölümde incelenebilir. Sağ bölümde altlı ve üstlü Uygur askerlerini, sol bölümde ise Çin askerlerini görmekteyiz. Tam ortada Baş Komutan Kuo Tzu-i ve Uygur Komutanı olan Bögü Kağan’ın kardeşi Alp Yağlakar tasvir edilmiştir. Çinli general az önce Uygurların isteği üzerine zırhını ve miğferini üzerinden çıkarmış ve arkada görülen kişiye vermiştir. Uygur lideri ise öldüğünü düşündüğü generalin sağ olduğunu görünce şaşkınlıkla derhal atından inmiş, selam vermektedir. Alp Yağlakar’ın tepesi sivri, kenarları kürklü bir börkü vardır. Börkün tepesi kotuz veya atkuyruğu ile süslenmiştir. Pullu zırhı bütün vücudunu kaplamış omuzlarının üstünden geçen bir kayışla alt parçaya
sabitlenmiştir. En üste ise bellik takılmış, bu bellik, kemerle bele sabitlenmiştir. Tarkan’ın oldukça gösterişli dizçek ve kolçakları bulunmaktadır. Belinde ise sağ tarafından sarkan hafif eğik bir ince kılıcı görülmektedir. General Kuo Tzu-i’nin ise başı bir örtüyle bağlıdır ve o dönem Çin’de kullanımı yerleşmiş olan Türk giysisi giydiği görülmektedir. Ayrıca general biraz öne doğru eğilmiş ve sol elini Uygur lidere uzatmaktadır. Onun bu hareketi çok sakin ve sevecen
resmedilmiş olup iki taraf arasında az sonra yaşanacak olan müttefiklik vurgulamaya çalışılmıştır. Alp Yağlakar ise konumu ve savaşçılığı belirtilmek üzere detaylı bir şekilde ve çok heybetli olarak tasvir edilmiştir. (Bkz. Resim 1)

Resmin en sol kısmında birkaç mangayla birlikte gelen generalin atlı  askerlerini görmekteyiz. Bu askerler yüksek rütbeli subaylar  olmalıdırlar. Uygurlarla karşılaştırıldıklarında ressam onları daha  tertipli, sakin, ve kontrollü olarak resmetmiştir. Hâlbuki o an en  tedirgin, en yorgun ve henüz savaştan yeni çıkmış bitkin olan onlardır.
Onun hemen önünde ise dört atlı daha vardır. Bu silahlı ve zırhlı bir  şekilde atların arasında duran dört atlıdan ikisi generalin kaynaklarda adı geçen yardımcıları ünlü Kitan asıllı Çin generali Li Kuang-pi’nin kardeşi olan Li Kuang-chin 李光進 ve İmparatorluk sekreteri Lu Ssukung 路嗣恭 (710—780) olmalıdır. (Bkz. Resim 2)

Çinli komutanlar ve Uygur-Çin liderlerinin olduğu yerin tam  arasında ise bir Uygur askeri olduğunu tahmin etiğim asker  bulunmaktadır. Bir elinde mızrak tutarken diğer eliyle General Kuo Tzui’nin zırhını ve miğferini tutmaktadır. Kenarları çok dilimli miğferi  oldukça ilginç olup tepesinde tüyden süs vardır. Yüzünde hafif bir zafer  gülümsemesi ile betimlenmiştir. Dar paçalı pantolonu çizmelerini  örtmüş, süslü bir göğüslük zırh giymiş olan askerin zırhının en belirgin  parçası ise belliğidir. Bilinen pullu etek zırh giymemiş, Uygur döneminin  belirgin parçası olan bellik takmıştır ve bellik neredeyse vücudunun  büyük bölümünü kapsamıştır. Hemen arkasındaki atı ise Böğü Kağan zamanında Çinlilerin hayran olduğu ve sıkça satın aldığı hatta zaman zaman Uygurların elde ettikleri siyasi üstünlükten dolayı Çinlilere zorla sattıkları Uygur atlarından olmalıdır. Sağlıklı, enerjik bakışlı, boynu berçemle süslenmiş, sahibinden daha çok özenle tasvir edilmiştir. (Bkz:Resim 3)

Aslında bütün resmin sağ bölümünü de üç kısımda incelemek  gerekir. Alp Yağlakar ve diğer komutanların selam verdiği kısım, biraz arkalarında üst ve alt kısımda atlı askerlerden oluşan iki grup resmedilmiştir. Uygur Liderinin hemen arkasında Uygur komutanlar görülmektedirler ve onlar da liderleri gibi selama durmuş olarak resmedilmiştir.

Bilindiği üzere Uygurlar Göktürklerin teşkilatını birebir kabul etmiş, yönetimlerini ona göre biçimlendirmişlerdir. Yan devletin toplam dokuz buyruk’u (bakan) vardır. Bunlardan üçü iç buyruk, altısı dış buyruktur. Buyrukların emrinde 500 ila 5000 kadar asker olur. Bu onların büyüklüğüyle değil boyunun devlete verdiği asker sayısıyla
orantılıdır. Bu yüzden buyruklar ayrıca “yüzbaşı, beşyüz başı gibi unvanlara da sahiptiler16.

Kaynakta olay zamanında Uygur ordusunun başında Alp Yağlakar17ve altı Uygur bakanı bulunmaktadır ve bunların ismi şöyle verilmiştir:
Bakan Mo-tu Baga Tarkan 磨咄莫贺达干(Mo-tu-mo-ho Ta-kan),
Bakan Tun Baga Tarkan 顿莫贺达干 (Tun-mo-ho Ta-kan),
Bakan General Hu-tu Bilge 護都毗伽 (Hu-tu Pi-chia),
Bakan Chieh-la Boyla Tarkan 揭拉裴罗(Chieh-la Pei-luo Ta-kan)
Bakan Mei-lu Büyük General Luo Tarkan 宰相梅録大將軍羅達干18,
Başbakanlık Danışmanı Hai-ying Ch’üeh 平章事海盈阙19.

Bu altı Uygur bakanının resimde kimin hangisi olduğunu anlamamız elbette ki zordur. Uygur Başbakanının arkasındaki sıranın en önünde, iki elini birleştirip secdeye eğilen kişi, Alp Yağlakar gibi ama daha az süslü bir miğfer takmış olup üzerinde bellik, dizçek ve kolçak bulunmaktadır. Ancak üzerinde pullu zırh yoktur. Belindeki sadağı (yay
torbası) arkaya doğru itilmiş durumdadır. Çok tokulu olan kuru yani kemeri onun en üst rütbelilerden20 olduğunu göstermektedir. Hemen yanındaki kişi diğerlerinden farklı olarak sakal ve bıyıksızdır. O secdeye varmamış, tek dizini kırarak oturmuş, her iki elini de dizininin üzerinde birleştirmiştir. Yüzünde başeğmez bir ifade ile tasvir edilmiştir. Başında üstü püsküllü tüylü bir börk, kulağında ise halka küpe bulunmaktadır. Bozkır giysisinin tipik uzun kolları ellerini kapatmaktadır. (Bkz. Resim: 4). Bakanların arkalarında altı adet at gözükmektedir. Bu atlar kaynakta
adı geçen kişiler kadar olduğuna göre önde selam veren bakanların atları olmalıdırlar. Atlar oldukça süslü olup, en kenardakinin göğsüne çıngıraklar takılmış olduğunu görürüz. Bazılarının kuyrukları kumaşla boğum boğum bağlanarak süslenmiştir. Bazı atlar baştan ayağı zırhla kaplı, özellikle at başı zırhları baş üstündeki tüyleriyle oldukça görkemli ve göz alıcıdır. Üzengi ise bozkır savaşçısının ağırlığını ayağına vererek geri dönüp ok atabilmesini sağlayabileceği, uzun süreli seferlerinde yorulduğunda ayağa kalkıp belini dinlendirmesini veya savaş sırasında
atın üzerinde daha dengeli durabilmesini, atına manevra yaptırabilmesini sağlayan bir kazan üzengi tipindedir21. Atların koşum takımlarına sabitlenmiş olduğunu düşündüğüm iki tuğ ve iki de sancak bulunmaktadır. Sancaklardan biri kapalı iken diğeri açıktır. Bunlar muhtemelen taşıdıkları makamı temsil etmektedirler.

Uygur liderleri ve atlarının arkasında üstte ve altta olmak üzere iki  kısımda Uygur askerlerini görmekteyiz. (Bkz: Resim:5) Kaynakta  anlatıldığı üzere General Kuo Tzu-i’nin yaşadığı ve Uygur karargâhına  geldiği haberi Uygur askerlerini heyecanlandırmış, merak içinde  çember şeklinde generalin etrafını çevirmeye başlamışlardır. Uygur
askerlerinin ikiye ayrılmış olarak resmedilmesi bu anı anlatabilme kaygısı taşır.

Bu grup resimde önce üst kısımdaki tasviri inceleyelim. Sağ üst taraftaki Uygur savaşçıları sancaklarını açmış, toz duman içinde, hareket halindeki bir güç olarak resmedilmiştir. Altı adet atlı asker, uçuşan, dalgalanan sancakların arasında tam olarak gözükmemektedirler. Yalnızca grubun en önündeki üç asker net olarak görünmekte, diğerlerinden birinin ise sadece elini görebilmekteyiz. En sondaki ikisi ise dalgalanan sancakların arasında kalmış ve
gözükmemektedir.

En önde bıyıksız, miğfersiz ve kulağı küpeli askerin üzengisi, ayağında tozluğu ve dizçeklerinin çok detaylı bir şekilde tasvir edildiğini görmekteyiz. Belliğinin kemerine üç adet ok takılıdır. Elinde tuttuğu mızrağı omzuna dayamakta, sağındaki zırhlı ve miğferli askerle konuşup gülüşmektedirler. Her iki askerin de atları berçemlidir. Diğer asker ise alın ve yanak siperliği olan bir miğfer takmaktadır. Yanındaki zırhsız askerin aksine o oldukça süslü bir zırh giymektedir (Resim: 6).

Sağ alt tarafta ise General Kuo’nun yaşadığını öğrenen Uygur askerlerinin sevinçle nevbet çalarak, ellerinde sancaklarla onu görmek için ilerledikleri betimlenmiştir. Bu kalabalık asker grubunun bir kısmı yine yukarda betimlenen asker gibi uçuşan sancaklardan ve atların koşuşturmasından dolayı kalkan toz ve dumandan görünmemektedir. Görünenlerden dördünün miğferli olduğu, miğferlerin her birinin farklı olduğu ve de oldukça detaylı çizildiği görülmektedir. En arkadaki nevbet çalarken yanındaki bir sancak taşımaktadır. Bu ikilinin önündeki
iki atlıdan biri yay diğeri ise mızraklıdır. Elinde yay tutan askerin atının başında muhteşem bir baş zırhı bulunmaktadır. En önde ise tuğlar ve uçuşan flama ve sancaklar görünmekte olup atların kuyruklarının da farklı şekillerde süslenmiş olduğu ayrıca dikkat çekmektedir. (Resim: 7)

Resmin genelinde Uygurların gücü ve savaşçılığı tüm görkemiyle yansıtılırken Çin halkının yabancılara duyduğu korku ve nefret bu resimde Uygurların yüz şekillerini de etkilemiş, ressam bu duygusunu Uygurları çirkin yüzlü ve vahşi savaşçılar olarak resmetmiştir. Uygur askerlerinin gülüyor olması da oldukça dikkat çekicidir.

Resim ait olduğu XII. Yüzyılın askeri kıyafetlerini yansıtmaktadır. Gerçekte Uygur savaşçılarının kıyafetlerinin ne olduğunu tam olarak bilememekteyiz. Olaydan yaklaşık 200 yıl sonra yapıldığını tahmin ettiğimiz bu resimde ressam çağının kıyafetlerini resmetmiş ama yine de Uygurları yine de bir başka kuzeyli bozkır halklarından olan o dönemdeki Kitanlar’dan esinlenerek çizmiş olmalıdır. Bozkır milletlerinin yaşam şartlarına ve savaştaki kullanılabilirliğine uygun kıyafetleri temel anlamda birbirlerine benzer olduğunu ve Kitanların Uygur kültüründen oldukça etkilenmiş olmalarını22 düşündüğümüzde Uygurların o dönemdeki giysileri çok da farklı olmamalıdır.

XII. yüzyılda yapılmış olan bu resim tarihi bir olayı Çinli gözünden aktarmış olsa da Uygur ordusunun azameti, savaşçılarının dinamik ve enerji dolu oluşları resme çok canlı bir şekilde başarıyla aksettirilmiştir.

Açıklamalar:

1 Oktay ASLANAPA, “ Tarih Boyunca Türk Ordusuna Ait Tasvirler”, Türk Kültürü, sayı 22. s. 75-83.

2 SS, 444 Li Kung-li Biyografisi, https://zh.wikisource.org/wiki/%E5%AE%8B%E 5%8F%B2/%E5%8D%B7444 (16-09-2016)

3 CTS 121 Pu-ku Huai-en Biyografisi, s. 3449-3465.; HTS 224 Pu-ku Huai-en Biyografisi, s. 6365-6372.; CTS 195 Uygurlar Bölümü, s. 5195-5218.; HTS 217 Uygurlar Bölümü, s. 6111-6151.; TCTC 223, s. 7147-7177.

4 Hisaji TOKUDA, Uygur-Çin Ticari İlişkilerinin Gelişimi (8-9.yy.larda), Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2010, s. 74.

5 Bu seferde Çinliler ve Uygurlar büyük bir hezimete uğramış ve çok büyük kayıp vermişlerdir.

6 Uygur askerleri ilk seferinde 756 yılında 4000 kişilik bir kuvvetle geldiler ve Pu-ku komutasındaki Çin ordusu ile kuzeyde kaybedilen toprakları geri aldılar. Panik ve çaresizlik içindeki Çin bu zaferle öylesine sevindi ki minnettarlığını Uygur kağanının akrabalık kurma isteğini hiç bekletmeden bizzat öz kızını Moyen Çor Kağan’a eş olarak göndererek gösderdi. 758 yılında gerçekleşen bu olayda bir başka dikkate değer olay daha vardır. Moyen Çor Kağan ayrıca oğlu için de bir eş istemiş, ona da Pu-ku Huai-en’in kaynaklarda adı belirtilmeyen kızı gönderilmiştir. İşte bu hanım Bögü’nün Kağan olmasıyla Ulu Hatun olmuştur. Bkz: Gülçin Çandarlıoğlu, Uygur Devletleri Tarihi ve Kültürü, TDAV Yayınları, İstanbul, 2004.

7 Bu olay ise şöyledir: Pu-ku bir süre önce Çin’i ele geçirmeye gelen damadı Uygur Kağanı Bögü’yü seferin faydasız olduğuna ikna etmiş ve yine imparatordan aldığı emir üzerine Bögü ve Uygur hatunu olan kızını ülkesine geri götürmüştür. Ancak yol üzerindeki T’ai-yüan Askeri Valisi ondan korkarak şehrin kapısını açmamış ve onun bu korkusu imparatora Pu-ku’nun Uygurlarla birlik olup isyan edeceği hakkında bir söylenti halinde ulaşmış, henüz en
sevdikleri ve güvendikleri bir yabancı generalin ihaneti ve yıkıcı isyanından yeni çıkmış olan Çin’in ayyuka çıkmış şüpheciliği sayesinde iş ciddi boyutlara gelmiştir. Bkz: Tilla Deniz Baykuzu, “T’ang Hanedanlığının Büyük Türk Generali Pu-Ku Huai-En”, A.Ü.DTCF Dergisi, Cilt: 54 Sayı: 1, 2014, s. 379-404.

8 İZGİ, Pu-ku Huai-en İsyanı hakkında bilgi vermemiştir. Eserinde Uygurların ordusunda bir anarşi çıktığı ve böylece Çin’e saldırıldığı ancak ardından Çinlilerle bir ittifak anlaşması yapılıp Tibetliler üzerine müşterek bir sefer
başlattığı belirtilmiştir. Özkan İzgi, Uygurların Siyasi ve Kültürel Tarihi, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, 1987, s. 17.; Oysa Uygurlar, bir Tigin ve 6 bakanla birlikte seferdedirler. Bu durum saldırının resmî olduğunu gösterir. Yani
Uygurlar bir anarşi içinde olduklarından değil Pu-ku Huai-en’e inandıkları için onun komutasında toplanmışlardır.

9 765 yılı dokuzuncu ayın dokuzunda ölen General Pu-ku Huai-en Türk gelenekleri doğrultusunda önce yakılmış ve sonra gömülmüştür. CTS 121, s.3489.

10 HTS 137’de bu olay biraz daha farklı anlatılmaktadır: Başkumandan Kuo, Ching-yang’a giderken, henüz Ho-chung’a vardığında etrafı kendinden sayıca çok fazla olan isyan askerleri tarafından sarıldı. Bir tümen olan askerini
birliklere dört yana ayırarak etrafını korumaya aldı. Kendisi ise 2000 asker almıştı. Dört yanı askerler tarafından korunmaya alınmış kişiyi gören isyan askerleri şaşkınlıkla ve merakla onların önlerine çıktılar ve gelenin kim olduğunu sordular. “General Kuo!” diye cevap verilince Uygurlar şaşırarak “o yaşıyor mu?” dediler. Pu-ku Huai-en’in onlara Çin İmparatorunun ve General Kuo Tzu-i’nin öldüğünü, Çin’in artık başsız olduğunu söylediğini, bu yüzden
onunla Çin’e geldiklerini belirttiler. İmparatorun da sağ olup olmadığını sordular. Çinli askerler “İmparator da sağ” deyince onun da yaşadığını dolayısıyla kandırıldıklarını anladılar. HTS 137 Kuo Tzu-i Biyografisi, s. 4606.;
HTS Uygurlar bölümünde ise “Pu-ku’nun ölüm haberi üzerine komutanları anlaşmazlık yüzünden çatışmaya başladılar. Uygur komutanı gizlice Chingyang şehrine giderek General Kuo ile görüşmek ve durumu değiştirmek
istediklerini ilettiler. Bunun üzerine general maiyetini Uygurların karargâhına gönderdi. Ancak Uygurlar bizzat kendisini görmek istediler. Bu söz üzerine General bayrakların arasından aniden çıkıverince Uygurlar çok şaşırdılar ve o olup olmadığından tam emin olmak için zırhını çıkarmasını istediler. General kıyafetini çıkarınca gerçekten de o olduğuna karar verdiler.” olarak geçmekte, olay biraz daha süslü ve romantik bir hale getirilirken olayın kahramanı
General Kuo Tzu-i, bayrakların arkasına saklanmak ve birdenbire ortaya çıkmak gibi etkileyici hareketler yapmaktadır. HTS 217A Uygurlar Bölümü, s.6119.

11 TCTC 123, s. 7180. TCTC Uygurların ondan zırhını veya miğferini çıkarmasını istediklerini yazmaz. Buna göre General onlar söylemeden zırhını ve silahlarını kendisi çıkartmak istemiş, Uygurlar da bunu onaylamıştır. HTS137 Kuo Tzu-i Biyografisinde de kimse istemeden kendisi çıkartmıştır. HTS137 Kuo Tzu-i Biyografisi, s. 4606.

12 CTS 195 Uygurlar, s. 5205.; HTS 120 Kuo Tzu-i Biyografisinde zırh yerine “miğfer”, HTS Uygurlar bölümünde ise “miğfer ve zırh” olarak geçerken HTS Pu-ku Huai-en Biyografisinde bundan söz etmez. HTS 120 Kuo Tzu-i Biyografisi, aynı sayfa.

13 CTS’de bu konu şöyle anlatılmıştır: “Ho-hu-lu: Huai-en nankörmüş! Kağana imparatorun artık Yang-tzu Nehri ile Huai Nehri arasına yerleştiği, Baş Kumandanın ise artık ordunun başında olmadığını söyledi. Ben de o yüzden
gelme cüretinde bulundum. Artık biliyorum ki imparator sağ ve başkentinde, Ling-kung ise hala general. Huai-en deseniz onu zaten Gök (Tanrı) öldürdü. Lütfen Tibetlileri takip edip öldürmemize ve koyun ile atlarını ele geçirmemize izin verin ki bu ülkeye minnetimizi ödeyebilelim. Ancak Huai-en’in oğlu Hatun’un küçük kardeşidir, (bu yüzden ) onun öldürülmemesini rica ediyoruz” . CTS, ibid.; TCTC, s. 7181.; Çandarlıoğlu, Uygur Devletleri Tarihi ve Kültürü, TDAV Yayınları, sayfa. 91.

14 Bu hediye kare şeklinde ipekten başörtüsüdür.

16 Ablet Kamalov, “Uygur İmparatorluğu”, Türkler, cilt 2, Yeni Türkiye Yayınları, İstanbul, 2002, s. 394.

15 Ray Huang, Çin Tarihi, Çev: Attila Sönmez İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2007, s. 131.

17 Terhin Yazıtının Batı yüzü 6. Satırında “Alp İşbara Sengün Yağlakar” olarak geçmektedir. Erhan Aydın, Uygur Kağanlığı Yazıtları, Kömen Yayınları, Konya, 2011, s. 52-53.; Hatice Şirin User, Köktürk ve Ötüken Uygur Kağanlığı Yazıtları, Kömen Yayınları, Konya,2010, s. 480. 18 Bu Çince unvanın karşılığı “Büyük Buyruk Ulu Sengün Luo Tarkan”olmalıdır. Mei-lu’nun karşılığı “Bakan yani buyruk”tur. Çince büyük General anlamına gelen “Ta Chiang-chün” ise Türkçede “Ulu Sengün olarak karşılık bulur. 19 CTS 195 Uygurlar, s. 5206.; HTS 217A Uygurlar bölümünde ise sadece iki isim vardır. Bunlar; Alp Tutuk ve Mo-tu Baga Tarkan’ın isimleri geçer.;
İsimlerin Türkçeleri için Saadettin Gömeç, Uygur Devletleri ve Kültürü Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara 2000, s. 46. 20 Tilla Deniz Baykuzu, “İslam Öncesi Orta Asya Türklerinde Kur ve Kurluk”, A.Ü. DTCF Dergisi, cilt 53, sayı: 1, 2013, s. 221-250.

21 Bu konuda beni aydınlatan Türkiye Atlı Okçuluk Federasyonu Asbaşkanı Sayın Levent Talha SULUOĞLU’na teşekkür ederim.

22 Yusufcan YASİN, “Kitan Devletinde Uygurlar ve Uygur Kültürü”, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, sayı 34, 2013, syf: 315-327.

Kaynakça

Ana Kaynaklar

Chiu T’ang Shu 舊唐書 (CTS, Eski T’ang Yıllığı), Liu Hsü 劉須 945, Chung-hua
Shu-chü 中華書局Pekin 北京1975 baskısı kullanılmıştır.
Hsin Tang Shu 新唐書 (HTS, Yeni Tang Yıllığı), Ou-yang Hsiu 歐陽修, 1060,
Chung-hua Shu-chü 中華書局Pekin 北京 1975 baskısı kullanılmıştır.
Tzu-chih T’ung-chien 资知通鑒 (TCTC), Ssu-ma Kuang司馬光, 1085, Pekin
2005 baskısı kullanılmıştır.
Araştırma Eserleri
ASLANAPA, Oktay, “Tarih Boyunca Türk Ordusuna Ait Tasvirler”, Türk Kültürü,
sayı 22. Syf: 75-83.
AYDIN, Erhan, Uygur Kağanlığı Yazıtları, Kömen Yayınları, Konya, 2011.
BAYKUZU, Tilla Deniz, “İslam Öncesi Orta Asya Türklerinde Kur ve Kurluk”,
A.Ü. DTCF Dergisi, cilt 53 sayı: 1, 2013, sayfa: 221-250.
______, “T’ang Hanedanlığının Büyük Türk Generali Pu-Ku Huai-En”, A.Ü.DTCF
Dergisi, Cilt: 54 Sayı: 1, 2014, sayfa: 379-404.
______, An Lu-shan İsyanı ve Büyük Yen Devleti, Kömen Yayınları, Konya 2014.
ÇANDARLIOĞLU, Gülçin, Uygur Devletleri tarihi ve Kültürü, TDAV Yayınları,
İstanbul 2004.
GÖMEÇ, Saadettin, Uygur Devletleri ve Kültürü Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara
2000.
HUANG, Ray, Çin Tarihi, Çev: Attila Sönmez İstanbul Bilgi Üniversitesi
Yayınları, İstanbul 2007.
İZGİ, Özkan, Uyguların Siyasi ve Kültürel Tarihi, Türk Kültürü Araştırma
Enstitüsü, 1987.
KAMALOV, Ablet, “Uygur İmparatorluğu”, TÜRKLER, cilt 2, Yeni Türkiye
Yayınları, İstanbul 2002, syf: 390-405.

USER, Hatice Şirin, Köktürk ve Ötüken Uygur Kağanlığı Yazıtları, Kömen
Yayınları, Konya 2010.
YASİN, Yusufcan, “Kitan Devletinde Uygurlar ve Uygur Kültürü”, Selçuk
Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, sayı 34, 2013, syf: 315-327.

Uygur Akademisi © Her Hakkı Saklıdır.

Scroll to top